Napolyon Bonapart Kimdir?

Avrupa tarihi denildiğinde akla gelen belki de ilk isim Napolyon’dur. İlginç karakteri, karmaşık özel hayatı, askeri denemeleri ve darbeleri ile etkisini günümüze kadar bile taşımayı başarmış bu tarihsel karakteri yakından inceleyelim. Napolyon Bonapart, orta halli, İtalyan asıllı bir ailenin çocuğu olarak, 1769 yılının yaz aylarında Ajaccio şehrinde dünyaya gelir. Napolyon’un tam on üç kardeşi vardır, fakat bunlardan beşi küçük yaşlarda ölmüşlerdir.

Napolyon BonapartDokuz yaşında iken ailesi, Korsika adasından ayrılarak Fransa’ya taşınır. Napolyon da kardeşi Jozef’le beraber akeri okullara devam ederler. Harp Okulu bittiğinde Napolyon 16 yaşına gelmiştir.

1789 yılında Fransa, dünya tarihinin dönüm noktalarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Fransız İhtilali diye bildiğimiz bu dönemde 20 yaşında olan Napolyon, genç bir asker olmasına rağmen ihtilalini desteklemekte terddüt etöez. İhtilal haberini alır almaz, bulunduğu bölgedeki halkı, ihtilal lehinde gösteriler yapması için teş­vik etmeye çalışır.

Hızla Yükselen Bir Asker

Ancak Napolyon Bonapart’ın esas şöhreti devrimden sonra, 1793 yılında Toulon şehrinin İngiliz silahlı güçlerinden geri alındığı meşhur zafer ile başlar. Uzun yıllardır Toulon’daki İngiliz varlığının önünü kesemeyen büyük kumandanların sayısız başarısızlıklarına karşın; genç bir asker ve topçu yüzbaşısı olan Bonapart’ın İngilizleri mağlup etmesi herkesi şaşkına çevirir. Artık Fransız insanının gözünde bir kahramandır ve bu başarısı ile birlikte artık general ünvanını almıştır.

Ülkede, ihtilal sonrasında oluşan yönetim boşluğu, 1795-1799 yılları arasında sürecek olan Direktuvar Dönemi ile doldurulmaya çalışılmıştır. Bu yönetim sistemi, genel hatlarıyla şu şekildedir: Yürütme gücü, meclis tarafından seçilen beş üyeye verilir. Bu beş üye, bir hükümet gibi çalışır ve direktuvar olarak adlandırılır. Yasama gücü ise, oluşturulan iki ayrı meclise dağılmış haldedir. Bu iki meclisten biri 500 üyesi olan Beşyüzler Meclisi, diğeri ise senato niteliği taşıyan İhtiyarlar Meclisi’dir.

Direktuvar dönemi, zorlu ülke koşullarında ve kısıtlı kaynaklarla ülkeyi ayakta tutmaya çalışır. Fakat durum pek de iç açıcı değildir. Bu nedenle ihtilalin hemen ardından gelen yıllar ne cumhuriyetçileri, ne de kral yanlılarını memnun etmez. Her iki taraf da sokak gösterilerine başlarlar. Bu sokak gösterileri ve ayaklanmaları genç bir general olan Napolyon Bonapart bastırır. Bir yandan da Avusturya ve Mısır gibi yerlere askeri sefer düzenler, Dalmaçya Kıyıları’nı İtalya’dan alır. Yine bu yıllarda Napolyon Bonapart, 1795 Ağustos’unda genç bir tuğgeneral iken, amirlerinden Türkiye coğrafyasında görev izni istemiş, ancak reddedilmiştir. Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurulması için aklında kurduğu plan uygulanamaz.

Ülke İçindeki Dengelerden Faydalanarak Darbe Yaptı

Mısır ve Kuzey Afrika’da başarılı başarısız birkaç askeri denemenin ardından Fransa’ya geri dönen Napolyon, ülke içinde durumların kötüye gitmesinden şikayetçi Fransız halkı tarafından kurtarıcı olarak görülmeye başlanır. Halk, Napolyon’un düzeni yeniden sağlayacağını düşünmektedir. Napolyon da bu halk desteğini arkasına alarak 9 Kasım 1799 yılında bir askeri darbe gerçekleştirerek Direktuvar Kurulu’na son verir ve İhtiyarlar Meclisi’ni kapatır. Yönetim sisteminin başına geçer ve kendisinin merkezinde olduğu Konsüllük Dönemi’ne geçiş yapılır. Aşırı merkeziyetçi bir anayasa hazırlanır ve bu anayasanın ruhu, Despotik bir cumhuriyeti tarif etmektedir.

Napolyon’un özel yaşantısı da sakin değildir. Pek çok kadın hayatına girmiş çıkmış olsa da hiç biri ile uzun süreli bir ilişkisi olmamıştır. En sonunda idam mahkumu olan bir generalin eski karısı olan ve kendisinden 7 yaş bü­yük Joséphine de Beauharnais’a aşık olur. Josephine’nin yaşça büyük olması, dul ve çocuklu bir kadın olması gibi sebeplerden dolayı ailesi ile ilişkileri bozulur. Yine de 9 Mart 1796’da Napolyon ile Josephine evlenirler. Ancak bir süre sonra Napolyon çocuk yapmak ister. Josephine’in yaşı ve sağlık durumu bunu imkansız hale getirdiği için ilişkileri kötüye gider ve 1806’da ayrılırlar. Napolyon bundan sonra da çeşitli kadınlarla birlikte olur, ancak en önemlisi Polonyalı Madam Valevska’dır. Valevska’dan bir oğlu olur ve bu çocuk, ilerde Dışişleri Bakanı olur.

Ayrıca boşandığı eşi Joséphine’in önceki evliliğinden olan kızı Hortense de Beauharnais, Napolyon’un kardeşi Louis evlenmeye karar verir. Bu evlilikten doğan çocukları Louis Bonaparte’dır ve Louis önce Fransa Cumhurbaşkanı, sonra da III. Napolyon unvanı ile imparatoru olacaktır.

İmparator Napolyon Bonapart

Bu yıllarda, Bonapart kısa zamanda Fransa’yı dinamik bir düzene kavuşturur. Askeri alanda hareketli bir ülke kurar ve çoğu komşuları ile olan bu askeri mücadelelerin hemen hepsinden başarı ile ayrılır. Fransız halkını gururlandıran bu gelişmeler, Napolyon’un değerini artırır ve kendisine sonsuz bir sevgi duyulmaya başlanır. O da, bu sevgiden faydalanmayı seçerek kendisini ömür boyu konsül seçtirir. 2 Aralık 1804’te ise imparatorluğunu ilan ederek, daha önce işgal etmiş olduğu İtalya’dan, Papa’yı getirtir ve imparatorluğunu onaylattırır.

1810’da Napolyon, Avusturya İmparatoru’nun küçük kızı Marie ile evlenir. Kendisinden 23 yaş küçük olan Marie ile Napolyon’un bir erkek çocukları dünyaya gelir. Fakat bu çocuk henüz 21 yaşındayken verem nedeniyle ölür ve dedesi Avusturya imparatoru’nun mezarının yanına defnedilir. Yıllar sonra ise Adolf Hitler, bu durumdan rahatsızlık duyar ve Napolyon’un oğlunun mezarını Avusturya topraklarının dışına göndermek ister ve cenaze Paris’e, Napolyon’un mezarının yanına taşınır.

Savaşlar Sayesinde Edindiği Gücünü, Savaşlar Sonucunda Yitirdi

Napolyon için sonun başlangıcı iki savaşla olur. 1812 ve 1814 yıllarında içinde Rus’ların ağırlıkta olduğu güçler tarafından ağır yenilgilere uğratılır. Bunun üzerine ülke içinde karışıklıklar ortaya çıkar, krallık yönetimi ele geçirir. Fakat halk yeni durumdan hoşnut değildir ve Napolyon’un yeniden yönetimi alması için mücadele etmektedir. Ordu içerisindeki hoşnutsuz durumları da lehine çeviren Napolyon, yeniden yönetimi ele geçirir. 2. İmparatorluk döneminin başlamasıyla ordu yenilenir ve müttefiklere karşı yeniden harekete geçilir. Prusya ve İngiltere’yi yenerek eski gücüne ulaşmayı hedefleyen Napolyon, meşhur Waterloo Savaşı’nda bir kez daha mağlup olur.

Savaş sonrası İngilizlerin eline geçer ve Saint Helene adasında sürügün edilir. Acı çekmektedir, çünkü yanına uğrayan kimse yoktur. 5 Mayıs 1821 yılında, 52 yaşında ölene kadar bu durum değişmez. Ölümünün ardından sürgün edildiği adaya gömülür. Ancak bir süre sonra Fransız Yönetimi’nin başvurusu üzerine 1840 yılında naaşı ülkesine taşınır.

Gelişkin bir askeri dehaya ve cesarete sahip olsa Napolyon Bonapart, kaypak, fırsatçı ve ahlaki değerleri güçsüz bir devlet adamı olarak hatırlanmaktadır. İktidarını daima askeri gücüne dayamış olması ve işgal ettiği topraklardaki yağmayı destekleyen tavırları nedeniyle pek sevilen bir karakter olduğundan söz edilemez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*