Castillon Savaşı Nedir

Castillon Savaşı

İngiltere’nin, Yüz Yıl Savaşında yenilmesine kadar uzanan uzun süre devam eden düşüşü, 1428’de başarısız olan Orleans kuşatmasıyla başladı. Gelecek 25 yıl boyunca, İngilizler, Fransa’daki küçük toprak parçalarına sarılırken, Fransa Kralı VII. Charles Valois hanedanı, yavaş yavaş, topraklarını geri aldı. 1440’a gelindiğinde, Fransızlar, İngilizleri, Loire vadisinden tamamen sürmüşlerdi ve İngilizler kuzeyde sadece Normandiya ve güneyde Gascony’i korudular. Bu süreçte Castillon Savaşı önemli savaşlardan biri olmuştur. Okumaya devam et “Castillon Savaşı Nedir”

Napolyon Bonapart Kimdir?

Napolyon Bonapart

Avrupa tarihi denildiğinde akla gelen belki de ilk isim Napolyon’dur. İlginç karakteri, karmaşık özel hayatı, askeri denemeleri ve darbeleri ile etkisini günümüze kadar bile taşımayı başarmış bu tarihsel karakteri yakından inceleyelim. Napolyon Bonapart, orta halli, İtalyan asıllı bir ailenin çocuğu olarak, 1769 yılının yaz aylarında Ajaccio şehrinde dünyaya gelir. Napolyon’un tam on üç kardeşi vardır, fakat bunlardan beşi küçük yaşlarda ölmüşlerdir. Okumaya devam et “Napolyon Bonapart Kimdir?”

Gandhi Kimdir

Dünya tarihine yön veren isimlerden biri de Gandhi’dir. Gandhi ve yaşam öyküsü ile karşınızdayız. 1869 yılında doğan Mahatma, pasif direniş denilen direnme felsefesinin temsilcisidir. “Şiddet göstermeme, inancımın birinci maddesidir. Aynı zamanda o, benim itikatımın da son maddesidir.” diyen Hintli siyasetçi ve düşünce adamı, İngiliz sömürgeciliğine karşı Hint milli hareketinin öncüsü olmuştur.

Hukuçu Oması, Hak Mücadelelerine Yönelmesini Sağladı

1869’da Porbandar’da dünyaya geldi Mahatma. Vaşiya Kastı’ndan bir ailenin oğlu olarak doğan Mohondas Karamçand Mahatma Gandhi, 1888-1891 yılları arasında Londra’da hukuk öğrenimi gördü. Eğitiminin ardından ülkesine döndü ve iki yıl Bombay’da avukatlık yaptı. 1893-1914 yılları arasında ise kıta dışına çıktı ve Güney Afrika’da da avukat olarak çalıştı. Burada yaşarken ırkçı Apartheid rejiminin politikalarına maruz kaldı ve yaşanan olaylar sırasında Hintli göçmen işçilerin haklarının savunucusu haline geldi.

Gandhi ve Afrika’da Geçirdiği Yıllar

Güney Afrika’da geçirdiği yıllar, dünya görüşü üzerinde etki bıraktı. Şiddet karşıtlığı, sivil itaatsizlik, pasifizm ve Hinduizm gibi akımları ideolojisini oluştururken derledi. Hayat görüşü içerisinde dinsel mistik öğeleri, dinlere saygı ve teknoloji karşıtlığı yer aldı.

9 Ocak 1915’te, ülkesi Hindistan’a döndü. Gandhi’yi karşılamaya on binlerce Hintli geldi. Hindistan için milli bir simge haline geldiğini o anda fark etti. Hindistan’da geçirdiği yıllar boyunca İngiliz emperyalizmine karşı pasif bir direniş simgeledi. Gerçekleşen milli bağımsızlıkçı ve emekçi eylemlerden yana tavır almak yerine, Avrupa ürünlerini boykot, sivil itaatsizlik gibi eylemler gerçekleştiren Mahatma, ayaklanmaya karşı durdu.

30 Ocak 1948’de radikal-milliyetçi bir Hintli tarafından suikast sonucu öldürüldü.

Vehbi Koç Kimdir

Ülkemizde iş dünyasından bahsedildiğinde akla ilk gelen isim Vehbi Koç olur. Başarılı iş adamının etkileyici yaşam öyküsünü yazımızda bulabilirsiniz.

1901 yılında doğan iş adamı Vehbi Koç, temellerini 1927’de attığı Koç Holding’in kurucusudur. Koç, birçok alanda Türkiye’de ilkleri gerçekleştirmiştir. Yaşadığı dönemde Türkiye’nin en zengin kişisi olmuştur.

Vehbi Koç Hayatı

Tam adıyla Ahmet Vehbi Koç, 20 Temmuz 1901‘de dünyaya geldi. Babası Koçzade Hacı Mustafa Efendi adıyla bilinirdi. Annesi ise Kütükçüzade Hacı Rıfat Efendi’nin kızı Fatma Hanım’dı. Vehbi Koç, Ankara‘nın Çoraklık semtinde doğdu. 1906 yılında 5 yaşındayken, Ankara Hacı Bayram Camii’nin bitişiğindeki Topal Hoca Mektebi‘ne başladı. Daha sonra yakınlarda açılan ilkokula devam etti. 1914’te Taş Mektep diye bilinen Ankara İdadisi‘ne giren Koç, 15 yaşındayken İdadi’yi bitirmeden tasdikname aldı.

Genç Yaşta Ticaretle Tanıştı

1917 yılında dedesiyle ve babasıyla birlikte esnaflığa başladı. Oturdukları evin altındaki dükkanı işletmeye başladı. Dükkanda ayakkabı lastiği, şeker, kaşar peyniri, zeytin, makarna gibi ürünler satmaktaydı. Dükkana Koçzade Hacı Mustafa Rahmi tabelası koydu. 1920 yılında gelindiğinde 19 yaşında bir gençti ve Kurtuluş Savaşı‘nın başlamasıyla, müsahhih yardımcısı olarak Büyük Millet Meclisi Matbaası’nda çalışmaya başladı. 1921 yılında Muhafız Kıtası Kumandanı İsmail Hakkı Bey’in emriyle, diğer matbaa işçileriyle birlikte askere sevk edildi. 1 buçuk yıl askerlik yaptı.

1926‘da, ailesinin isteği üzerine, teyzesinin kızı Sadberk ile evlendi. Babası dükkanını Vehbi Koç’un üzerine devredince Koçzade Ahmet Vehbi ismiyle Ankara Ticaret Odası’na kayıt yaptırdı. 1928’de Ankara Ticaret Odası İkinci Başkanı oldu, aynı sene babasını kaybetti.

1928’de bir atılım yapmaya karar verdi. Ford ve Standard Oil (Mobil) şirketlerinin Ankara temsilciliğini almasının ardından, 1931’de ilk Avrupa seyahatine çıktı. Viyana, Berlin ve Paris‘i gördü ve vizyonunu geliştirdi. Babasını ve yakın akrabalarını kalp rahatsızları nedeniyle erken yaşlarda kaybeden Koç, gittiği Avrupa şehirlerinde doktorlara göründü ve onların tavsiyesi üzerine binicilik sporuna başladı. Zamanla ilgisini çeken bu spora yatırımlar yaptı, Misket ve Kamelya isimli iki at alarak atlarıyla koşuculuk yaptı. Fakat işlere kendisini tam veremediği gerekçesiyle 14 bin lira zarar ederek atları elden çıkardı.

İlk Büyük Girişimi Hüsrana Uğradı

1934 yılında sanayi alanındaki ilk büyük girişimini yaptı. Sütlüce’de bulunan bir boru fabrikasına ortak oldu. Ancak fabrikada hesaplar iyi yapılmadı ve iş battı. Benzer şekilde sonuçlanan deneyimlerden oldukça önemli dersler çıkardı. 1937‘de İstanbul’da ilk şubesini açtı, Fermenciler’de 100 bin lira sermaye ile Vehbi Koç ve Ortakları Kolektif Şirketi’ni faaliyete soktu. Her biri kendi sahalarında işin uzmanı olan isimlerle çalıştı. Emin Güraç, İsrail Anastasyan ve İsak Altabef’i, şirkete ortak olarak aldı ve bu ortaklıkları 1954 yılına dek sürdü.

1938‘de ise şahıs şirketlerinin kısa ömürlü olduğunu fark etti. 300 bin lira sermaye ile Koç Ticaret Anonim Şirketi’ni kurdu. Böylelikle şirketleşme ve kurumsallaşma yolunda önemli bir adımı hayata geçirdi. Şirketin ilk Genel Müdürlüğü’ne Fazıl Öziş‘i getirdi. Öziş, İş Bankasının eski genel müdürü idi.

1944‘de otomobil ticaret şirketi olarak Motor Ticaret‘i kurdu, 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı sonrası, New York’ta Ram Commercial Corporation adıyla bir şirket daha kurdu. Amerika hamlesi sayesinde General Electric, U.S. Rubber, Oliver, Burroughs, York gibi önemli şirketlerin temsilcilikleri almayı başardı. Fakat sonuç umulmayan şekilde oldu ve Ram Commercial Corporation 1954’te kapandı. 1946‘da ilk kez Amerika seyahatine çıktı, 52 gün kaldığı bu yeni dünyayı oldukça etkileyici buldu. Amerika’da profesyonelleşmeyi gören Koç, sonraki hayatında buradan öğrendiklerini bir bir yerine getirdi. 1947‘de Ankara Oksijen Şirketi‘ni kurdu. Bu, kendi sermayesiyle giriştiği ilk sanayi teşebbüsü idi. 1951‘de ise ilk büyük sosyal yardımını gerçekleştirdi. Ankara Üniversitesi öğrencileri için Vehbi Koç Öğrenci Yurdu‘nu yaptırdı. Vehbi Koç, aynı yıl Belçika’dayken geçirdiği trafik kazasından hafif yaralanarak kurtuldu.

Farklı Sektörlere Adım Attıkça Büyüdü

1954’de yılında birçok atılım yaptı. Demirdöküm ve Arçelik‘in temellerini attı. Arçelik Fabrikası başlangıçta madeni büro eşyası imal etti, daha sonra buzdolabı ve çamaşır makinası gibi üretimlere başladı. 1956’da ise ilk turizm yatırımını yaptı, Taksim’de Divan Oteli’ni kurdu. Divan Oteli, Eylül 1955’te tam açılışı bile yapılmamışken Dünya Para Fonu Kongresi’nde kullanılmak üzere hükümete tahsis edildi.

1958 yılında eşi Sadberk Hanım ile birlikte Hac’ca giderek ibadetini yerine getirdi. 1960’da, Demirel’in partisi DP’nin iktidar baskısı ile, yıllardır üyesi olduğu Cumhuriyet Halk Partisi‘nden istifa etti. DP’nin yoğun ısrarlarına rağmen Demokrat Parti‘ye girmeyi reddetti.

1961’de ilk olarak Gazsan A.Ş. adıyla bir şirket kurdu. 2 yıl sonra şirket ismini değiştirerek Aygaz adını aldı. Sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) temini, depolaması ve dağıtımında öncü oldu. Türkiye’yi sıvılaştırılmış petrol gazı ile tanıştırdı. 1963 yılında Aygaz hisselerinin bir kısmını şirket çalışanlarına verdi, çalışanlarını şirkete ortak yaptı. 1962’de Türkiye’nin ilk traktör fabrikası olan Türk Traktör’ü kurdu.

Kurumsallaşma Yolunda Dev Adım: Koç Holding Kuruluyor

1963 yılında kurumsallaşma yolundaki en önemli adımını attı, Koç Holding‘i kurdu. Böylelikle, şirketlerinin temelini sağlamlaştırdı, birbirleri ile bağlantısını güçlendirdi. Modern yönetim prensiplerini hakim hale getirdi ve sürekliliğini sağladı. Aynı yıl, annesi Fatma Hanım’ı yitirdi.

1964‘de Alman ortaklığı ile Türk Siemens’i kurdu. 1965 senesinde İzocam’ı topluluğuna dahil etti. 1966 yılında, uzun zamandır hayalini kurduğu işi yaptı ve ilk yerli otomobili üretti. Yerli otomobil Anadol, 26800 liradan satışa başladı. Aynı yıl Bekoteknik, Beldesan, Otoyol gibi tesisleri hayata geçirdi. Bu tesislerden Otoyol, İtalyan firması FIAT lisansıyla düz treyler için çekici yapımına başladı. 1968’e gelindiğinde ise otomobil konusunda Türkiye’nin en köklü ve büyük yatırımını gerçekleştirdi. Bursa’da FIAT lisansıyla otomobil üretecek olan Tofaş Fabrikası’nı kurdu. Tofaş, 1972‘de, bir döneme damga vuran Murat 124 marka otomobilleri üretti.

1967‘de kendisinin projelendirdiği tarımsal yatırım düşüncelerini hayta geçirdi. Tat Fabrikası ile konserve imalatına başladı. Öte yandan Bürosan’ı  kurdu ve büro mobilyaları imalatına girişti. Türk Eğitim Vakfı‘nın kuruluşunda yer aldı. Bu dönemde geçirdiği bir kaza sonucu sol kolu üç yerden kırıldı. Aynı yıl, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Vehbi Koç Kitaplık ve Araştırma Tesisi’ni hayata geçirdi. ODTÜ’de Vehbi Koç Öğrenci Yurdu’nu açtı ve 1969‘da yasal düzenlemelerin yapılmasıyla Vehbi Koç Vakfı‘nı kurdu.

1970 yılında da Koç Grubu büyümeyi sürdürdü. Türkiye’nin ilk merkezi ihracat organizasyonu olan Ram Dış Ticaret şirketi kuruldu. Kibrit ve orman ürünleri imalatı için Kav da bu dönemde üretime başladı. Otomotiv sanayi için elektrik donanımı üreten Mako da aynı yıl Koç Topluluğu’na dahil oldu. 1973’de Koç Yatırım ve Sanayi Mamülleri Pazarlama A.Ş.’yi halka açtı ve şirket yaklaşık 9000 ortaklı bir hale geldi. Aynı yıl eşi Sadberk Hanım’ı kaybetti. 1974‘de Migros Gıda Mağazaları zinciri Koç Holding’e dahil oldu. Aynı yıl Vehbi Koç, Federal Almanya Cumhuriyeti Liyakat Nişanı’na layık görüldü.

1979 yılında Fransız sermayesiyle işbirliğine gitti. Peugot marka araç üretmek için Karsan kuruldu. Vehbi Koç, 1980‘de eşinin vasiyetini yerine getirdi ve Sadberk Hanım Müzesi‘ni hizmete soktu. Türkiye’deki ilk özel müze olma özelliğini taşıyan müzede, Sadberk Koç’un hayatı boyunca biriktirdiği sanat eserleri sergilendi.

Son Yıllarını Hayır İşlerine Adadı

1984’te aktif olarak Koç Holding yönetiminden çekildi ve yerini oğlu Rahmi Koça’a bıraktı. Fakat Koç Holding Şeref Başkanı olarak çalışmalara devam etti. Zamanın çoğunu vakıf ve hayır işlerine ayırmaya başladı. Aynı yıl, Anadolu Üniversitesi tarafından Fahri İşletme Doktoru ünvanını aldı. Galatasaray Kulübü tarafından fahri Galatasaraylılık ünvanı aldı. Yine 1984‘te Maret kuruldu, Ford’la 60 yıldır süren ortaklığın sonucu olarak Türkiye’nin ilk Ford otomobil üretimi başladı. 1986‘da American Express Company ortaklığıyla Koç-Amerikan Bank kuruldu bir süre sonra bankanın adı Koçbank oldu. 1987 yılında Milletlerarası Ticaret Odası tarafından, “Yılın İşadamı” ödülüne layık görüldü.

Türkiye’nin İkinci Vakıf Üniversitesi

1988’de Koç Özel Lisesi‘ni, 1993’de ise Koç Üniversitesi kurdu ve Türkiye’nin ikinci özel üniversitesi oldu. 1994 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Planlaması Ödülü, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı adına Vehbi Koç’a verildi. Koç, ödülünü 14 Haziran 1994 tarihinde Cenevre‘de düzenlenen törenle, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin elinden aldı. 1996‘da ise kendisine Türk Demir ve Çelik Döküm Sanayicileri Derneği tarafından onur üyeliği ve şeref plaketi verildi.

25 Şubat 1996‘da Antalya’da bulunduğu sırada, akşam saatlerinde Migros mağazasını gezdi. Yeni projelerle ilgili bilgiler aldı. Aynı akşam otele döndükten sonra fenalaştı ve yaşama veda etti.

Vehbi Koç, dört çocuk babasıydı.

Karl Marx Kimdir?

Karl Marx, fikirleri ve kurucusu olduğu ideoloji ile dünya tarihinin en etkili insanlarından birisidir. Aklındakileri politika, felsefe ve iktisat ile harmanlayarak yeni bir ideolojinin yaratıcısı olmuş, yeryüzünde hala milyonlarca destekçisi olan bir tarihsel kişidir.

Komünist ideolojinin kurucularından biri olarak kabul edilen Karl Marx, 5 Mayıs 1818’de Almanya’nın Trier kentinde dünyaya geldi. Babası, avukatlıkla uğraşan Hirschel Marx, annesi ise Henrietta Marx idi. Ailesi, Karl henüz küçük bir çocukken Yahudilik inancını bırakıp Protestanlığı seçti. Doğduğu şehirde ilk eğitimini tamamlayan Karl Marx, daha sonra Bonn Üniversitesi’nde hukuk okudu. Üniversite yıllarında felsefeye de ilgi duymaya başladı. Hatta bu ilgisi, onun hukukçuluğunu kötü anlamda etkiledi. Üniversitenin ardından beş sene boyunca, aydınların metropolü olarak bilinen Berlin’de yaşadı.

Berlin’de geçirdiği yılların ardından, Bonn’da Rheinische Zeitung adındaki gazetenin editörlüğünü üstlendi. Daha sonraysa, politik açıdan daha radikal bir gazete olan Franco-German Annals‘ı çıkarabilmek için 1843’te Paris’e yerleşti. Paris’e gitmeden hemen önce Jenny Von Westphalen’la evlendi ve bir yıl sonra yaşam boyu hem arkadaşı hem ortağı olacak Fredrick Engels’le tanıştı. Engels de Marx gibi, çalışmalarını sanayi işçileri hakkında yürütmekteydi. Bu sırada Marx kendini, politik iktisat ve Fransız Devrimi ile ilgili çalışmalarına adadı. Bu çalışmaları, çıkardığı gazetenin çizgisini de belirledi. Artık Marx, işçi sınıfının toplumu özgürlüğe kavuşturacak güç olduğuna inanıyordu ve düşünsel gelişimi bu yönde gelişti. Marx’ın çıkardığı gazete ve ona yakın gazeteler Almanya’da derhal yasaklandı. 1844’te Ekonomi ve Felsefe Yazmaları’nı yayımladı. Burada düşüncelerine dair açıklamaları yazdı ve gerekçeleri ile açıkladı.

Düşünceleri Yüzünden Hayatı Sürgünlerde Geçti

1845’te, düşüncelerinin düzen için tehdit oluşturduğu anlaşıldı ve Paris’ten atılarak Brüksel’e yerleşti. Brüksel’deyken 1847 yılında, Proudhon’un eserinin eleştirisini yaptığı Yoksulluk Felsefesi kitabını yayınladı. Aynı yıl, 1847’de, Engels’le birlikte Komünist Manifesto’yu hazırladılar ve bu manifesto 1848’de Londra’da Komünist Parti Manifestosu olarak kabul edildi. Manifesto, kısa süre içinde işçi sendikaları tarafından benimsendi.

Artık tüm Avrupa’da tanınan bir düşünür haline geldi ve onun bu kadar tanınıp okunması iktidar sahiplerini rahatsız etti. Belçika’dan da sürüldü, bunun üzerine yazılı çalışmalarını bir süre erteleyerek yükselen işçi hareketlerine destek vermek için gizlice Fransa’ya gitti. Fransa’da bir süre kaldıktan sonra Almanya’nın Cologne kentine geçerek Engels’le birlikte bir gazete çıkarmaya başladı. Geçici bir süre esen basın özgürlüğü rüzgarından faydalanmayı başardılar ve çok okunan bir gazete olmayı başardılar. Bir sene sonra, hayatının geri kalanını geçireceği Londra’ya gitti. Gazeteyi çıkarmaya bir süre daha devam etti. Diğer yandan da, Avrupa politikası editörü olarak New York Tribune gazetesinde düzenli olarak yazdı. Amerika’daki sivil savaşa dek yazılarını sürdürdü.

2 Aralık Darbesi’nin ardından Louise Bonaparte’ın 18. Brumaire’ini yazdı. 1859’da politik iktisat alanındaki çalışmalarının sonuçlarını almaya başladı ve Ekonomi Politikası Eleştirilerine Bir Katkı’yı yazdı. Bu çalışmasıyla yeni bakış açılarına yelken açtı ve kendisini takip edenlere yeni ufuklar sundu. 1867 yılında Kapital’i kaleme almaya başladı.

En Büyük Eseri: Kapital

Günümüzde bile, sosyalizme yönelik çalışmaların kaynağı olma özelliği taşıyan Kapital adlı eseri ile işçi sınıfı mücadelesini bilimsel bulgularla açıkladı. Kapital’de, bugün bile tartışma konusu olan kadın ve çocuk emeği ile ilgili bölümlerin yanı sıra fazla mesai gibi kavramlar da bilimsel açıdan incelendi.

1871 senesinden sonra hayatı sürgünlerde geçen Marx’ın sağlığı kötüye gitmeye başladı. Son çalışmalarına ortağı Engels devam ederek bir kısmını onun adına tamamladı. Marx’ın ailesi de hayatını zorluk içinde geçirdi. Zaman zaman kiralarını bile zor ödediler. Karl Marx’ın altı çocuğu vardı. Eşi ve kızları Eleanor da son döneminde Karl’a çalışmalarında yardım ettiler. Bir süre sonra Eleanor, öğretmen olarak evden ayrıldı ve çalışmaya gitti. Ancak babasının sağlık durumunun iyice kötüye gitmesiyle yeniden döndü. Karl Marx, 14 Mart 1883‘de Londra’da öldü.

Leonardo Da Vinci Kimdir?

Dünya tarihinin en ünlü ressamlarından biri olan Leonardo Da Vinci, aynı zamanda filozof ve bilim insanıdır. 1452 yılında, İtalya’da dünyaya gelmiştir. Mimariyle, mühendislikle, müzikle, anatomi ile ve heykelle ilgilenmiştir.

Bir İtalyan kasabası olan Vinci yakınlarında, evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Leonardo, çocukluğunun bir kısmını büyükbabasının evinde geçirdi. Zaman zaman Floransa’da yaşayan babasının yanına giderek onu ziyaret etse de, genellikle aile tarafından kabul görmemiş bir çocuktu. Ailedeki en büyük destekçisi, amcası Francesco idi.

Leonardo Da Vinci Hayatı

14 yaşına geldiğinde büyükannesini ve büyükbabasını arka arkaya kaybeden Leonardo, Floransa’ya taşınmak zorunda kaldı. Babasının ve üvey annesinin evine yerleşen Leonardo, o dönemin yasaları gereği, gayrimeşru bir çocuk olduğu için üniversiteye kabul edilmedi. Küçük yaşlarından çizim yapması ve bu konudaki yeteneği babasının dikkatinden kaçmadı. Leonardo’nun resimlerini dönemin ünlü ressam ve heykeltıraşı Andrea del Verrocchio’ya gösterince, Verrochio Leonardo’yu çırak olarak yanına aldı. Leonardo burada Lorenzo di Credi ve Pietro Perugino gibi ünlü sanatçılarla aynı ortamda çalışma fırsatı buldu. Bu dönemde sadece resim yapmayı değil, lir çalmayı da öğrendi.

Leonardo Da Vinci Eserleri

1482 yılına gelindiğinde Leonardo, Floransa’dan Milano’ya taşındı. Burada Milano Dükü Sforza için çalışmaya başladı. Milano’da resimler ve heykeller yapmanın dışında pek çok görevi yerine getirdi. Festivaller organize etti, silah tasarımı yaptı, bina tasarımlarına katkı yaptı. 1485 – 1490 yıllarında doğa, mekanik ve geometri çalışmalarının yanında uçan makinelerle ilgili araştırmalar yaptı. Kilise, kale ve kanal yapımı gibi mimari yapılar ile ilgilendi, anatomi çalışmalarında yer aldı. Tüm bu alanlarda öğrenciler yetiştirdi. 1499’da Fransızlar Milano’yu hâkimiyeti altına aldı ve Leonardo bu şehirden ayrılarak 16 yıl boyunca İtalya sınırları içinde seyahat etti.

Mona Lisa’nın Yaratıcısı

İnsanlık tarihinin en iyi ve en gizemli resimlerinden birisi kabul edilen Mona Lisa için 1503 yılında çalışmalara başladı. Rönesans’ın etkisiyle yeni sanat akımlarının hızla yükseldiği bu dönemlerde Leonardo da kendi akımını yarattı ve bunu eserlerine taşımayı başardı. Mona Lisa’da 14. Yüzyıl resim tekniğini dışladı ve “atmosferik perspektif” denilen tekniği kullandı. Bu resmi tamamladıktan sonra uzunca bir süre yanından ayırmadı ve tüm seyahatlerinde yanında taşıdı. Ancak 1516 yılında tabloyu Fransa Kralı 1. Francis’e sattı.

1504’te babasının ölüm haberini aldı ve bunun üzerine Floransa’ya döndü. Eski bir noter olan ve varlıklı biri sayılabilecek babasından dolayı ortaya çıkan miras hakkı için kardeşleri ile mücadele etti. Fakat bu çabası sonuçsuz kaldı ve babasının mirasından payına düşeni alamadı. Ancak çok sevdiği amcası Francesco, tüm varlığını ona bıraktı.

Leonardo, 1506 yılında seyahatlerinden birindeyken, bir Lombardiya aristokratının oğlu olan 15 yaşındaki Kont Francesco Melzi’yle tanıştı. Melzi, hayatının geri kalanını Leonardo ile geçirdi. Bunun yanında Leonardo’nun en yakını ve en iyi öğrencisi oldu. Leonardo 1513 – 1516 arasında Roma’da yaşadı ve Papa için çalıştı. Burada, geliştirilen çeşitli projelerde yer aldı. Anatomi ve fizyoloji çalışmalarını sürdürdü fakat Papa tarafından kadavralar üzerinde çalışması yasaklandı.

1516’da Fransa’dan aldığı davet üzerine bu ülkeye yerleşti. Mona Lisa’yı sattığı Fransız Kralı’nın başmühendisi, ressamı ve mimarı oldu. Paris’in güneybatısında, Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında kendisi için hazırlanan konağa yerleşti.

Yaşamının son bölümünü Fransa’da geçiren Leonardo, bu dönemde kısmi felç geçirdi ve sağ kolunu kullanamaz hale geldi. Bunun üzerine bilimsel çalışmalara ağırlık verdi. Öğrencisi ve dostu Melzi, ona bu zor döneminde yardımcı oldu. Takvimler 2 Mayıs 1519’u gösterdiğinde ise hayata gözlerini yuman Leonardo, mirasını Melzi’ye bıraktı. Leonardo da Vinci,  Saint Florentin Kilisesi’nde toprağa verildi.