Salvador Dali Kimdir?

Salvador Dali

Sanat akımları içerisinde sürrealizm her zaman ilgi çekici olmuştur. Salvador Dali, sürrrealizmin en önemli temsilcilerinden biridir ve resimlerinde üstün soyutlama yeteneğini belli eder. Salvador Dali’nin yaşamına göz atmaya ne dersiniz?

Tam ismi Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí Domenech olan Salvador Dali, İspanyol asıllı bir ressamdır. Eserleri gerçeküstü öğeler barındırır. Tuhaf ve çarpıcı tarzıyla bilinir. En çok bilinen eseri Belleğin Azmi, 1931’de tamamlanmıştır. Okumaya devam et “Salvador Dali Kimdir?”

Beethoven Kimdir

Tarihe damga vurmuş isimlerin hayat öykülerini incelemeye devam ediyoruz. Bu yazımızda Ludwig van Beethoven ve yaşantısına göz atacağız.

Ludwig van Beethoven, 1770 yılında Almanya’nın Bonn şehrinde doğdu. Babası alkolik bir adamdı. Annesi ise Rengi hastası bir kadındı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, 3 kardeşi sağır, 2si de görme engelli, diğeri de zekâ özürlü idi. Ailenin 9. çocuğu olan Beethoven’sa şans eseri, belirli bir yaşa kadar sağlıklı idi. Saray müzisyenliği ile uğraşan babası, Beethoven’a küçük yaşlarda piyano çalmayı öğretti. Başlarda piyanoya karşı isteksiz olsa da aile bütçesine katkı sağlamak için kilisede müzik yapmaya başladı.

Beethoven Hayatı

O yüzyılda Avrupa’nın kültürel açıdan en zengin şehri Viyana idi. Diğer şehirlere kıyasla Viyana, 1600’lü yıllardan beri aydınlanmanın önemli bir merkezi haline gelmişti. müzik ile yapıldığı bir kent olmuştur. Fransa’ da ise aydınlanma felsefe ile olmuştu. 17 yaşındayken Viyana ile tanışan Beethoven, kısa zamanda şehri iyice tanıdı ve Viyana’da çeşitli yerlerde müzik yaparak para kazanmaya çalıştı.

Belli bir süre genetik mirası ona da tesir etti ve Beethoven işitme zorluğu yaşamaya başladı. Sesleri duymakta güçlük yaşaması, müziği ile geçinmeye çalışan birisi için felaket anlamına gelebilirdi. Bu durum Beethoven’ı daha hırçın bir hale soktu. Viyana’da kaldığı süre boyunca onlarca ev değiştirdi ve piyano sesinden rahatsız olan komşularıyla sürekli kavga etti. Kafa dinlemek ve sakinleşmek için bir süre Viyana yakınlarındaki Heiligenstadt bölgesine geldi. Fakat burada da iyileşmediği gibi tamamen sağır oldu ve iyice yalnızlaştı. 20 yıl kimseyle konuşmadı ve sadece bir defter üzerinden anlaşmaya başladı. Ünlü bestesi 9. Senfoni’yi sağır olarak besteledi ve hiçbir zaman duyamadı.

Beethoven Eserleri

Hayatı boyunca hiç evlenmedi ve ailesinin yanından ayrıldığı günden itibaren yalnız yaşadı. Akşamları yürüyüş yaptı, gündüzleri ise bestelerine yoğunlaştı.

Beethoven, yaşamının sonuna kadar maddi manevi zorluklarla boğuştu. 1821 yılında karaciğer rahatsızlığı baş gösterdi. Hastalığının son dönemlerinde yataktan çıkamayacak duruma geldi. Ludwig van Beethoven’ın ölümünün gerçek sebebi tam olarak bilinemedi ama siroz ihtimali her zaman en üstte yer aldı. 26 Mart 1827 yılında hayatını kaybettiğinde geride bıraktığı eserleriyle dünyanın en büyük sanatçılarından biri olduğu anlaşıldı. Yaşamının son yıllarında tanınmaya başlanması nedeniyle cenaze törenine binlerce insan katıldı.

Afife Jale Kimdir

Türk tiyatrosu denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan Afife Jale, tiyatromuzun ilk kadın sanatçısıdır. Dönemin zorlu koşulları dikkate alınırsa Afife Jale’nin ne denli büyük bir iş başardığı daha iyi anlaşılacaktır.

Jale, 1902’de İstanbul’da dünyaya geldi. İlk kadın Türk tiyatro oyuncusu olan sanatçının babası Hidayet Bey, annesi ise Methiye Hanım’dır. Afife Jale’nin Behiye adında bir kız kardeşi ve Salah adında erkek kardeşi vardır.

Jale 1929 yılında, dönemin ünlü ses sanatçısı Selahattin Pınar ile evlendi. Selahattin Pınar, eşi Afife Jale için pek çok eser besteledi. Bu eserlerden en çok bilineni, “Nereden Sevdim O Zalim Kadını” adlı şarkısı oldu. Fakat Afife Jale’nin amansız hastalığı, bu evliliğin uzun yıllara yayılmasını engelledi ve 1935 yılında boşandılar.

Afife Jale Genç Yaşında Yeteneği ile Büyüledi

Müslüman kadınların sahnede olmasının günah kabul edildiği ve bu nedenle yasaklandığı bir dönemde zoru başaran bir sanatçı oldu. Babasının karşı çıkmasına rağmen, annesinin desteğiyle sanata atıldı. Hüseyin Suat’ın “Yamalar” adlı oyunundaki Emel karakterine hayat verdi. Bu rolün esas sahibi, Eliza Binemeciyan adlı yabancı bir oyuncu idi. Fakat Binemeciyan o yıllarda yurt dışına kaçtı ve rol sahipsiz kaldı. Bunun üzerine rolü birine teslim etmek için sınav açıldı. Bu sınava giren ve rolü oynamaya hak kazanan Afife Jale, oyunculuğa ilk adımını atmış oldu. Oyunda gösterdiği üstün performans ile izleyenleri büyüledi. Oyun sonunda büyük alkış almayı başardı.

Zorluklarla Her Daim Mücadele Etti

Fakat sanatçının mutluluğu uzun sürmedi.  Şehir tiyatrosu polis baskınına uğradı ve Afife Jale, o esnada sahnede oyun oynamaktaydı. Polisi gören Ermeni asıllı bir oyuncu, Afife Jale’yi bahçeye kaçırarak polisin elinden son anda kurtardı. Ancak polisin bu baskınları son bulmak bilmedi. Yine bir gün, sahnede rolünü sahnelerken tekrar baskına uğradı ve bir kez daha zorlukla kurtarıldı. Bu kez de makine odasında saklandı. Ardından İçişleri Bakanlığı devreye girdi ve Müslüman Türk Kadınına yönelik bir yasak çıkarıldı. Bu yasağa göre kadınların sahnede rol alması engellendi. Afife Jale bu yasağa boyun eğmese de sonraki polis baskınlarında yakalandı ve tutuklandı. Usta oyuncu, bu olumsuz durum karşısında gittikçe yalnızlaştı. Maddi ve manevi bunalımlara girdi.

Cumhuriyet’in ilan edilmesine kadar sanatını icra edemeyen Afife Jale, nihayet 1923 yılında kalkan yasakla sanatını özgürce icra etme fırsatını buldu. Turnelere çıkmaya başladı, birçok tiyatro sahnesinde rol aldı. Fakat yaşadığı zorlu günler onda büyük bir yıpranmaya neden oldu. Vücundaki ağrılar iyiden iyiye arttı. Bunun üzerine morfin bağımlısı haline geldi. Bu sebeple sanatını icra etmekte zorlanmaya başladı. Genç yaşta Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırılsa da, 39 yaşındayken yaşama veda etti.

Hayatını sanatına adayan, sanatı için zorluk üstüne zorluk yaşayan sanatçı, ölümünden sonra da unutulmadı. Türk kadını için en iyi örneklerden biri olan Afife Jale adına her yıl tiyatro ödülleri düzenleniyor.

Sezen Aksu Kimdir?

Türkiye’de popüler müzik denilince akla ilk gelen isim Sezen Aksu olur. Minik serçe lakabıyla bilinen sanatçının yaşamından çeşitli kesitleri bulacağınız yazımıza göz atmaya ne dersiniz?

Sezen Aksu, yaşam macerasına 13 Temmuz 1954 tarihinde başladı. Denizli’nin Sarayköy ilçesinde dünyaya gelen Aksu, gençlik yıllarının büyük bir bölümünü İzmir’de geçirdi.

Sezen Aksu, ilk 45’liğini 1975 yılında çıkardı. Hayatı boyunca yorumladığı şarkıların çoğunu kendisi yazdı ve birçoğunun müziklerini yaptı. Bu sayede kendi hayat felsefesini dinleyici kitlesiyle paylaştı ve geniş kesimlerce saygı duyulan bir sanatçı olmayı başardı. Müziğe duyduğu tutku ve kabullenmeden önce sorgulayan aklı ile dinleyenlerine farkındalık aşılamayı başardı.

Sadece Yorumcu Değil

Sanat hayatı boyunca yorumcu kimliğinin yanı sıra 400’den fazla beste ve sözün sahibi olan Aksu 8 adet 45’lik, 3 adet single ve 27 adet albüme imza attı. 15 farklı albümde de konuk sanatçı olarak yer aldı. 40’a yakın derleme albümde eserlerine yer verilirken, 100’den fazla yorumcu tarafından şarkıları seslendirildi. Sezen Aksu tüm bunlar olurken pek çok genç yorumcuyu destekledi ve onların yapımcılığını üstlendi. 2006’da şarkı sözleri “Eksik Şiir” adlı kitapta toplandı.

Sanat yaşantısı boyunca 20’den fazla ülkede 1500’ün üzerinde konserde yer aldı ve hem yerli hem de yabancı pek çok sanatçı ile ortak müzikal çalışmalar yaptı. Birlikte çalıştığı tüm müzisyenleri etkiledi ve onlardan etkilendi. Fakat Onno Tunç ve Atilla Özdemiroğlu onun kariyerinde her zaman en önemli yeri tuttular.

Barışın ve Umudun Elçisi

2002 yılında, uzun yıllar ses getirecek bir çalışmaya imza attı ve “Türkiye Şarkıları” adını taşıyan bir konser dizisinde yer aldı. Aspendos, Efes ve Brüksel’de konserler düzenleyerek, Türkiye’de konuşulan farklı dillerdeki eserleri seslendirdi. Bu konserlerde etnik müzik grupları ve ünlü sanatçılar kendisine eşlik etti. Balkan müziğinin efsane ismi Goran Bregovic, Yunan müziğinin en önemli isimlerinden Haris Alexiou ve Hollanda Metropol Senfoni Orkestrası bu isimlerden birkaçı olarak tarihe geçti. Ayrıca, İtalyan tenor Alessandro Safina ve Avustralya’lı şarkıcı Holly Valance gibi popüler sanatçılar eserlerini seslendirildi.

Az bilinse de oyunculuk alanında da çeşitli çalışmalar yaptı. Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Minik Serçe” adlı filmde Bulut Aras’la başroldeydi. 1981 yılında Adile Naşit, Şener Şen ve Altan Erbulak ile beraber “Sezen Aksu Aile Gazinosu” adlı müzikalde yer aldı. 1986 yılındaysa “Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra” müzikalinde kendini gösterdi. Zaman zaman TV programlarında yer aldı ve 1990’da, yönetmenliğini Yavuz Özkan’ın yaptığı “Büyük Yalnızlık” filminde Ferhan Şensoy ile oynadı. Usta oyuncu Uğur Yücel ile Bostancı Gösteri Merkezi’nde kabare türünde sahne gösterileri sergiledi.

Charlie Chaplin Kimdir?

Sinema dünyasının gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden Charlie Chaplin’in yaşam öyküsünü okuyacağınız bu yazıda, sanatçının hayatındaki dönüm noktalarına değineceğiz. Charlie Chaplin hakkında merak edilenleri anlatmaya çalışacağız.

Charlie Chaplin 16 Nisan1889‘da Londra‘da doğdu. Annesi Hannah ve babası Charles müzikhollerde oyunculuk yapan kişilerdi. Charlie de bu nedenle doğar doğmaz kendini sahne ortamında buldu. Annesi ve babasıyla birlikte oynaması için uzun zaman geçmedi ve henüz 5 yaşındayken annesinin yanında küçük roller almaya başladı. Annesi ve babasının boşanması zerine büyük kardeşi Lambert ile birlikte annesinin yanında kalmaya başladı ve ilk ciddi rolünü de bu dönemde “Eight Lancashire Lads” adlı oyunda aldı.

Charlie Chaplin Hayatı

1901 yılında, ilişkisinin kısıtlı olduğu ve alkol problemi olan babasını kaybetti. Hemen ardından annesinin şizofrenisi arttı ve akıl hastanesine yatırıldı. Bunun üzerine çocukluğunun geri kalanını yetimhanede geçiren Charlie, Londra Hipodromu’nda sahnelenen bir oyunda küçük bir rolde düzenli görev almaya başladı. Bir süre sonra 1906’da, ünlü Sherlock Holmes oyununda gazeteci çocuk rolünde oynadı. 1908 yılında Fred Karno’nun ekibine girdi ve bu ekiple çeşitli oyunlarda yer aldı. 1910 yılında Karno Topluluğu ile Amerika turnesine çıktılar.

Amerika Yılları

Amerika’daki gösterilerde yeteneği keşfedildi. Keystone Film Şirketi‘nde yapımcı olan Mack Sennett, Charlie’ye “Making A Living” adlı komedide rol alması için teklif getirdi. Aynı yıl, “Kid Auto Races at Venice” adlı filmde de rol aldı. Bol pantolonu, melon şapkası, büyük ayakkabıları ve bastonuyla meşhur  “Şarlo” tiplemesi ortaya çıktı. Bu yıllarda 40’a yakın kısa film çekti ve çekilen bu sessiz filmlerle hareket komedisinin önemli temsilcilerinden biri haline geldi.

Mack Sennett’ın yardımıyla girdiği Keystone Film Şirketi’ndeki ücreti haftalık 150 dolardı ve bu ücret, filmlerinin başarısına oranla devede kulak kalıyordu. Keystone’dan ayrılarak Essanay Şirketi‘ne geçti. Ertesi yıl daha yüksek bir ücretle Mutual Film Şirketi ile 12 film için anlaşma imzaladı. Bu filmlerden bazıları “The Floorwalker“, “The Fireman“, “The Vagabond“, “One A.M.“ gibi filmlerdi. 1917 yılına geldiğinde kendi şirketini kurup bağımsız filmler yapmayı hayal etmeye başladı. Hollywood‘da La Brea Avanue isimli bölgede şirketini kurmak için arazi almayı düşündü ve 1918 yılı başlarında bölgedeki bir sirk ile anlaşarak ilk adımı attı. Yapımcılığını üstlendiği ilk film olan “A Dog’s Life“ı çekti. Ardından “The Bond” ve “Shoulder Arms” adlı savaş komedilerini ortaya çıkardı ve gerçek olaylarla dalga geçen bu filmler Chaplin’in popülaritesini iyiden iyiye arttırdı.

Modern Zamanlar ve Büyük Diktatör

1921 yılında Londra, Berlin ve Paris’i içine alan bir Avrupa turu yaptı, yeniden Amerika’ya döndü. Döneminin ilk sesli filmleri olarak bilinen ve hala birer başyapıt olarak hafızalarda yer tutan Modern Zamanlar(1936) ve Great Dictator (1940)’ü çekti. Ancak filmlerinde verdiği sosyal ve politik mesajlar nedeniyle zor günler yaşadı. Gold Rush filminde komünizm propagandası yapmakla suçlandı, Amerikan vatandaşı olmayı reddetmesiyle üzerinde baskı hissetti. İsviçre’ye yerleşmeye karar verdi.

İsviçre’deyken 1947‘de “Monseiur Verdoux” ve 1952‘de “Limelight” adlı filmleri çekti. Hemen ardından Amerika’yı ve yaşam tarzını eleştirdiği “A King in New York” adlı filmi çekti ve bu film dünya çapında ses getirdi. 1966 yılında ise başrollerinde ünlü oyuncular Marlon Brando ve Sophia Loren‘nin oynadığı, Chaplin’in kendisinin de hem oynayıp hem yönettiği “A Countess From Hong Kong“ adlı filmi çekti.

Hayatının son döneminde birkaç kitap yazdı, bunlardan bir tanesi de otobiyografisi idi. Bir yandan da keman ve çello çaldı ve filmlerindeki bazı şarkıların kompozitörlüğünü üstlendi.

25 Aralık 1977 yılında uykusundayken son nefesini verdi. Ölümünden kısa bir süre sonra cenazesi çalındı ve ailesinden fidye istendi. Ancak daha sonradan cenazeyi çalanlar yakandı ve Chaplin’in bedeni yerine yerleştirildi.

Ödülleri

Chaplin hayatı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. 1929 yılında ilk kez düzenlenen Oscar Ödülleri’nde iki ayrı dalda ödüle aday olsa da ona özel tek bir ödülle yetindi. 1972 yılında ise ikinci kez aldığı Onur Ödülü aldı. Bunların dışında “Monseiur Verdoux”, “City Lights” ve “Limelight” ile başka Oscar Ödülleri de aldı.

Ferhan Şensoy Kimdir?

Tiyatronun efsane isimlerinden Ferhan Şensoy, yakından tanımak istemez misiniz? Deneyimli sanatçı nerede doğdu, tiyatroyla nasıl tanıştı, özel yaşantısının bilinmeyenleri ve daha pek çok şey yazımızda.

Ferhan Şensoy Hayatı 

İlkokul öğretmeni anne ile ticaretle uğraşan ve bir dönem belediye başkanlığı görevini yürütmüş babanın bebeği olarak 1951 yılında dünyaya geldi. İlkokula da doğduğu yer olan Samsun’un Çarşamba ilçesinde başladı. Henüz lise yıllarındayken gönderdiği şiirleri ve öyküleri çeşitli dergilerde yer bulmayı başardı. Bir bölümünü Galatasaray Lisesi’nde geçirse de liseyi Çarşamba’da tamamladı.

1971 yılında ilk profesyonel oyunculuk deneyimini yaşadı. Bir sene sonra tiyatro eğitimlerine yurtdışında devam etmeye karar verdi. Fransa ve Kanada’da bu amaçla bulundu. 1972-1975 yılları arasındaki bu süreçte Jerome Savary ve Andre-Louis Perinetti gibi isimlerle çalıştı. Montreal’de oynanan “Ce Fou De Gogol” adlı oyunu, 1975 yılında ona “En İyi Yabancı Yazar” ödülünü getirdi. Aynı yıl Türkiye’ye döndü.

Sanatla Geçen Yaşam

1976’da ilk televizyon skeçlerini yazdı, bu skeçlerdeki rollerle ilk kez televizyonda göründü. Bu skeçler, günümüzdeki stand-up gösterilerinin temeli sayıldı. 1978 yılında kaleme aldığı TV dizisi “Bizim Sınıf”, 2 bölüm yayınlandı. Ardından kaldırıldı. Kaldırılma gerekçesi olarak öğretmenlik mesleğini aşağılaması gösterildi. Hatta bu dönemde, oyuncu olarak yer aldığı tüm yapımlar yayından kaldırıldı. 1979 yılındaysa “Sizin Dershane” dizisini hazırladı. 1977 yılında ilk kitabını yayımladı, ilk filmini çekti. 1980 yılında Orta oyuncuları kurdu. Bu grubun içinden zaman içerisinde “Nöbetçi Oyuncular” adlı bir gençlik grubu çıkardı ve bu sayede yeni tiyatro sanatçılarının yetiştirilmesine katkıda sağladı. Şensoy, 1989 yılında Münir Özkul’dan Kel Hasan’ın meşhur kavuğunu devraldı. Aynı yıl, Taksim’deki tarihi SES tiyatrosunun onarılarak yeniden kullanıma açılmasını sağladı. Onarım işlemleri bittikten sonra Ortaoyuncular ekibini buraya taşıdı. 1990 yılında çekilen Büyük Yalnızlık filminde Sezen Aksu ile birlikte rol aldı.

Ferhan Şensoy’un 1987’de yazıp yönettiği Muzır Müzikal adlı müzikal, muhafazakâr kesimin tepkisini çekse de oyun oynamaya devam etti. 7 Şubat 1987 günü oyunun 77. Gösterisinin ardından sahnelendiği Şan Tiyatrosu’nda şüpheli bir biçimde yangın çıktı. Tüm bu süreç sonunda Şensoy’a 21 gün hapis cezası verildi. Aynı yıl Ferhangi Şeyler oyununu çıkardı ve bu oyunla büyük ses getirdi.

Ferhan Şensoy sadece tiyatro olanında değil sinemada da üretim yapan bir sanatçı oldu. 1979 yılından 2013’e kadar 9 adet filmde oynadı veya yönetti.

Tüm bunlar yaşanırken, 1980 senesinde oyuncu Derya Baykal ile dünya evine girdiler ve 24 sene evli kaldılar. Bu evlilikten iki kız çocuk sahibi oldu. 1989’da doğan kızına Müjgân Ferhan, 1990’da doğan küçük kızına ise Neriman Derya adını verdiler. Derya Baykal ile 2004 yılında boşandılar.

Kurt Cobain Kimdir?

Müziğin en büyük temsilcilerinden, Nirvana’nın solisti Kurt Cobain’in yaşam öyküsünü merak etmiyor musunuz? Cobain nerede doğdu, müziğe nasıl başladı? Kaç yaşında ve nasıl intihar etti? Efsane grup Nirvana’nın kurucularından olan vokalist ve gitarist Kurt Cobain hakkında öğrenmek istediğiniz her şey ve daha fazlası yazımızda.

Kurt Cobain Hayatı

Kurt Donald Cobain, 20 Şubat 1967’de Washington’a bağlı Aberdeen’de dünyaya geldi. Küçük yaştayken annesiyle babasının boşanması, onda sosyal bozukluklara sebep oldu. Gençlik yıllarında müziğe ilgi duyduğunu fark etti. Dönemin ünlü gruplarından Sex Pistols ve The Melvins gibi grupları dinledi. Lise eğitiminin ardından arkadaşı Kirst Novoselic ile birlikte müzik tarihine geçecek Nirvana grubunu kurdu. Nirvana’ya daha sonradan Chad Channing de dâhil oldu. Grunge müzik tarzının en önemli temsilcisi olmaya başladılar. 1989 yılında Bleach isimli ilk albümlerini çıkardılar. Bu albümün ardından grubun davulcusu değişti ve yeni davulcu Dave Grohl oldu.

Nirvana Yükseliyor

Nirvana asıl çıkışını 1991 yılındaki ikinci albümüyle yaptı. Nevermind adıyla çıkan albümdeki “Smells Like Teen Spirirt” şarkısı büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. Albüm 10 milyon kopya satmayı başardı.

Grup için her şey yolunda gidiyordu. Ancak, Nirvana’nın tanınırlığının artması sonucu Cobain’in üzerindeki baskı da artmaya başladı. İş yoğunluğunun artması ve diğer sebepler, Cobain’i fazlasıyla yıpratıyordu. O da bundan kaçmak için kendince çözümler üretmeye çalıştı. Bu dönemde uyuşturucuya başladı.

1992 yılının başlarında, kendisi gibi Rock müziğin içinde yer alan Courtney Love ile evlendi. 8 Ağustos 1992’de Francis Bean adını verdikleri kızları dünyaya geldi. Bu dönemde uyuşturucu ile arasına mesafe koydu ve bir süre tedavi gördü. Ancak tedavi karşılık vermedi ve bir süre sonra yeniden eroine başladı. Aynı yılın son bölümünde grup, yeni bir albüm daha çıkardı. Incesticide ismiyle çıkan albümün en dikkat çeken şarkısı “Sliver” oldu.

Cobain’in Büyük Bunalımı

21 Eylül 1993’te Nirvana’nın popüler kültüre karşı bir isyanı olma özelliği taşıyan son albümü çıktı. In Utero albümüyle birlikte, Avrupa turnesine çıktılar. Ancak, Cobain’in gittikçe artan solunum problemleri nedeniyle turne tamamlanamadı.

4 Mart 1994 tarihinde, İtalya’da olduğu sırada, kaldığı otelin odasında çok sayıda ağrı kesici ve alkolü aynı anda alması nedeniyle komaya girmiş halde bulundu. Hemen hastaneye kaldırıldı ve uzun çabalar sonrasında yaşatıldı. Fakat bu olaydan 1 ay sonra, Seattle’da tüfekle intihar ederek yaşamına son verdi. İntiharından kısa bir süre önce, sevdiklerine, eski eşine ve kızına bir mektup bırakmıştı.

Frida Kahlo Kimdir?

Frida Kahlo, 6 Temmuz 1907’de Meksika’nın güneyinde yer alan Coyocan kentinde dünyaya gelmiştir. Yahudi bir Macar olan babası ile Kızılderili kökene sahip bir annenin, dört kız çocuğundan üçüncüsüdür. İlerleyen yıllarda ünlü bir ressam, tanınmış bir feminist ve devrimci kişiliği bilinen bir aktivist olacaktır.

Frida Kahlo Hayatı

1907 olan doğum yılını, daha sonradan Meksika’nın kuruluşuna denk gelen 1910 olarak değiştirtecektir. Çünkü ona göre, hayat hikayesi Meksika ile başlamaktadır. Henüz 6 yaşındayken çocuk felci geçirir. Bunu ölüme karşı attığı ilk çelme olarak tanımlamaktadır. Hastalığından sonra iki bacağından biri, diğerinden daha zayıf kalmıştır. Bu nedenle uzun yıllar boyunca giydiği uzun etekler, onun giyim tarzını da oluşturacaktır.

Okulda başarılı bir öğrencidir. Tıp eğitimi almak için Ulusal Hazırlık Okulu’na girer. Ülkenin en saygın okullarından biri olarak kabul edilen bu okulun, ilk kadın öğrencilerinden biri olmayı başarır. Okuldayken felsefe, sanat ve edebiyat konusunda araştırmalar yapar, kendini geliştirme fırsatı bulur. Aynı yıl geçirdiği trafik kazası ise tüm hayatını değiştirir.

1925 yılında, okuldan dönerken, içinde bulunduğu otobüs bir tramvayla çarpışır. Kazada çok sayıda insan yaşamını yitirir. Frida ise ağır yaralanır. Sırtına saplanan bir demir parçası, kaburgalarına ciddi şekilde zarar verir. 32 kez ameliyat edilir, uzun süre korse kullanmak ve yatağa bağlı yaşamak zorunda kalır. Yatağının üzerinde, kendisini görmesini sağlayan aynadan ilham alarak, acısını hafifleteceğini düşündüğü resime merak salar. İlk portresini de hayatına giren ilk erkek olan sınıf arkadaşı ve sevgilisi Alejandro Gomez Arias’a hediye eder.

Tavandaki ayna sayesinde, her geçen gün otoportre konusunda kendisini geliştiren Frida, resim yapmaktan çok fazla keyif aldığını fark eder. Kazadan ancak 2 yıl sonra yürümeye başlar ve resimleriyle artan tanınırlığı sayesinde pek çok davete katılır. Bu davetlerdeki sanat ve politika ile ilgili sohbetlere ilgi gösterir. Daha sonraları Meksika Komünist Partisi’ne üye olacaktır.

Ressam Frida

Meksika’da o yıllarda çok ünlü başka bir ressam daha yaşamaktadır. Meksika’nın Michalangelo’su olarak tanınan Diego Rivera ile katıldığı davetlerden birinde tanışırlar. Frida, Rivera’ya aşık olur. Ailesi ve pek çok kişi bu ilişkiyi onaylamasa da 1929 yılında Rivera ile evlenir. Rivera, Kahlo’dan 21 yaş büyüktür ve daha önce iki evlilik yapmış bir sanatçıdır. Sadakatsizliği ile tanınır. Ancak Frida, bunları pek önemsemeden evliliğe adım atar. Rivera, aynı zamanda Frida gibi Komünist Parti üyesidir.

10 yıl süren evlilikleri Frida için oldukça sarsıntılı geçer ve boşanırlar. Ancak kısa süre sonra ilişkilerine yeniden başlarlar. Birbirlerine karşı büyük bir aşk duysalar da, birbirlerine karşı sadık olmayı hiç bir zaman başaramazlar. Frida’ya göre Diego, geçirdiği trafik kazasından daha büyük yıkımlara sebebiyet vermiştir.

İlişkilerindeki sadakat eksikliği sadece Diego’dan kaynaklanan bir problem değildir. Frida da zaman zaman Diego’yu aldatır. Bu aldatma olaylarından biri de, o yıllarda ülkesi Sovyetler Birliği’ndeki muhalif tavırları nedeniyle ayrılarak Meksika’ya gelmek zorunda kalan Lev Troçki ile olur. Bir süre devam eden bu ilişki, Frida’nın Troçki’yi terk etmesiyle noktalanır.

Zaman ilerledikçe Frida da sanat dünyasında daha fazla yer bulmaya başlar. ABD ve Fransa’da sergiler açar, 1943 yılında öğretim görevlisi olarak da çalışmayı sürdürür. Aynı yıllarda vücudu yoğun tempoyu kaldırmakta güçlük çekmeye başlar. Yeniden hastaneye yatar, sağ bacağı kangren nedeniyle kesilir.

1954 yılında Akciğerindeki problem nedeniyle hayata gözlerini kapar. Etkileyici yaşam öyküsündeki son eseri “Yaşasın Hayat” isimli çalışmasıdır. Ölümünün ardından Frida’nın bedeni, kendi isteği üzerine yakılmıştır. Külleri, doğup büyüdüğü evde saklanmaktadır.

Vincent Van Gogh Kimdir?

Vincent Van Gogh, 30 Mart 1853 tarihinde, Hollanda’da dünyaya gelmiştir. Akrabaları arasında bankacılıkla uğraşanlar, büyük tüccarlar, tablo satıcıları gibi zengin kişiler olmasına karşın, babası bir köy papazıdır.

Vincent Van Gogh Hayatı

Okulla arası iyi gitmeyen Vincent, 12 yaşındayken iken okulunu yarıda bırakır. Babası tarafından Brüksel’deki sanat galerilerine resim satış memuru olması için yetiştirilir. 1873’te, Goupil Galerisi’nin Londra şubesine memur olarak atanır. Burada bir ev kiralar. Ev sahibinin kızına aşık olur ve onunla evlenmek ister. Reddedilmesinin ardından bunalıma girer ve Londra’da daha fazla kalamaz. Goupil Galerisi’nin Paris şubesine geçer. Fakat burada da müşterilerle ve kurum yetkilileriyle çeşitli sorunlar yaşar, işinden ayrılıp evine döner.

Sevdiği kadınla evlenememesi, kısa sürede farklı ülkelerde yaşamak zorunda kalışı, işinden ayrılması Vincent’i psikolojik sıkıntılara sürükler. Ne yapmak istediğini bilmeksizin zaman geçirmeye çalışır., Resim galerini ve müzelerini dolaşır ve kendi resimlerini yapmaya başlar. Para kazanmak için çeşitli işlere girer çıkar. Bunların arasında öğretmenlik, rahip yardımcılığı, kitap satıcılığı vardır. Bir süre de ilahiyat dersleri alıp madenlerde papazlık yapar. Borinage madenlerindeki işçilere yardım etmek için büyük çaba gösterir. Bu çabaları nedeniyle kimileri için delilikle yaftalanır. Ancak, işçiler tarafından büyük saygı görür. Yoksullukla mücadele etmekte zorlanır ve hastalanır. Kardeşi Theo yanına gelerek onu ölümden alır. Brüksel’e gitmesini sağlar. Ama yaşadıkları nedeniyle Vincent, ruhi dengesini yitirir.

Brüksel’de ressam Ridden van Rappart ile tanışıp; ondan dersler alır. Anatomi ve perspektif öğrenir. Kardeşi Theo’nun desteğiyle resim konusunda kendini geliştirmeye başlar.

Bir süre sonra ailesinin yanına taşınır ve dul bir kadın olan Kate adındaki kuzenine aşık olur. Fakat Vincent bir kez daha reddedilir. 1883’e kadar La Haye’de yaşar ve burada, aynı zamanda akrabası da olan ünlü ressam Mauve’dan resim dersleri alır. Bu dönemde yağlı boya ile ilk denemelerini yapar. Bir süre Christine adındaki bir kadın ile yaşar. Daha sonra ailesinin yanına yeniden döner. Margot Begemann adındaki komşusuyla aşk yaşar. Fakat ailesi bu ilişkiye karşı çıkar ve evlenemezler. Bu durum, Margot’u derinden etkiler ve kadın, intihara teşebbüs eder. Ruh sağlığı ile başı dertte olan Vincent, bu olaydan sonra altüst olur.

Vincent Van Gogh Eserleri

1885’te babasını kaybeder, bir kez daha kardeşi Theo yardım elini uzatır. 1886’da Vincent’i Paris’e, yanına getirir. Resim yapmanın Vincent’e iyi geldiğini fark eden kardeşi, ona bu konuda her imkanı sağlar. Vincent, Paris’in ünlü resim sanatçılarından olan Cormon’un atölyesine yazılır. Burada başka ressamlarla tanışır, yeni teknikler öğrenir, yeni akımlarla ilişkilenir. Bir ara Pointillist resim tekniğini benimser. Paris’te kaldığı bir yıl içinde 200’den fazla resim yapar ve atölyede tanıştığı Lautrec’in tavsiyesiyle 1888’de güney Fransa’daki Arles’e yerleşir. Akdeniz’in sıcak, samimi ve güneşli havasının ona iyi geldiğini fark eder. Atölyede tanıştığı bir başka arkadaşı Gauguin’i de yanına alır ve birlikte yaşarlar.

Ancak, işler yine yolunda gitmez. Geçmişinde birikenler, Vincent’in ruh sağlığında kalıcı hasarlar bırakmıştır. 1888’de, yaşadıkları bir tartışma nedeniyle arkadaşı Gauguin’in gırtlağını kesmeye teşebbüs eder. Gauguin tarafından zorlukla durdurulur, fakat bu kez de kendi kulağını keser. Kasabanın genelevinde tanıştığı bir kıza kesik kulağını götürüp verir.

Kardeşi Theo bir kez daha yanına gelir, Vincent’i hastaneye yatırır. Taburcu edildikten sonra da, çeşitli akıl hastanelerinde kalır. İyi başlayan ve yaklaşık 200 tablo üretmesini sağlayan Arles macerası, hüzünlü biter. Akıl hastanesinden çıktıktan sonra Paris’e döner. Birkaç yıl önce edinmiş olduğu tabanca ile kendi göğüs boşluğuna ateş eder. Hemen hastaneye yetiştirilir ancak kurtarılamaz. 29 Temmuz 1890’da, 37 yaşındayken ölür.

Ölümünden bir süre önce, resimleri hakkında yazılmış yayımlanır. Bunlardan en önemlisi, Mercure de France Dergisinde çıkanlardır. Bu yazılar tanınmasını sağlar. Ölmeden önce sattığı tablosu, o hayattayken satılan tek tablosu olarak kayıtlara geçer.

Van Gogh’un resim dünyasındaki asıl değeri ise, ölümünden 10 yıl sonra ortaya çıkar. “Fauve” ressamlarına hareket noktası olur, ekspresyonistleri etkiler. Kendinden daha önceki dönemlerin resim geleneklerini yıkar. Hür bir resim anlayışının ortaya çıkmasına katkı yapar, resimdeki konunun çok da önemi olmadığını, herhangi bir konunun sanatın gücü sayesinde etkili bir anlatıma neden olabileceğini ispat eder.

Ölümünden  yıllar sonra, Paris’te düzenlenen Bağımsız Sanatçılar Resim Sergisi’nde pek çok eseri kendine yer bulur ve bir anda herkes tarafından saygı duyulan bir ressam halini alır. Kısa ömrünün son 4 senesinde yaptığı tablolar, dünya sanat tarihinin en değerli eserleri arasında yerini çoktan almış durumdadır.