Afife Jale Kimdir

Türk tiyatrosu denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan Afife Jale, tiyatromuzun ilk kadın sanatçısıdır. Dönemin zorlu koşulları dikkate alınırsa Afife Jale’nin ne denli büyük bir iş başardığı daha iyi anlaşılacaktır.

Jale, 1902’de İstanbul’da dünyaya geldi. İlk kadın Türk tiyatro oyuncusu olan sanatçının babası Hidayet Bey, annesi ise Methiye Hanım’dır. Afife Jale’nin Behiye adında bir kız kardeşi ve Salah adında erkek kardeşi vardır.

Jale 1929 yılında, dönemin ünlü ses sanatçısı Selahattin Pınar ile evlendi. Selahattin Pınar, eşi Afife Jale için pek çok eser besteledi. Bu eserlerden en çok bilineni, “Nereden Sevdim O Zalim Kadını” adlı şarkısı oldu. Fakat Afife Jale’nin amansız hastalığı, bu evliliğin uzun yıllara yayılmasını engelledi ve 1935 yılında boşandılar.

Afife Jale Genç Yaşında Yeteneği ile Büyüledi

Müslüman kadınların sahnede olmasının günah kabul edildiği ve bu nedenle yasaklandığı bir dönemde zoru başaran bir sanatçı oldu. Babasının karşı çıkmasına rağmen, annesinin desteğiyle sanata atıldı. Hüseyin Suat’ın “Yamalar” adlı oyunundaki Emel karakterine hayat verdi. Bu rolün esas sahibi, Eliza Binemeciyan adlı yabancı bir oyuncu idi. Fakat Binemeciyan o yıllarda yurt dışına kaçtı ve rol sahipsiz kaldı. Bunun üzerine rolü birine teslim etmek için sınav açıldı. Bu sınava giren ve rolü oynamaya hak kazanan Afife Jale, oyunculuğa ilk adımını atmış oldu. Oyunda gösterdiği üstün performans ile izleyenleri büyüledi. Oyun sonunda büyük alkış almayı başardı.

Zorluklarla Her Daim Mücadele Etti

Fakat sanatçının mutluluğu uzun sürmedi.  Şehir tiyatrosu polis baskınına uğradı ve Afife Jale, o esnada sahnede oyun oynamaktaydı. Polisi gören Ermeni asıllı bir oyuncu, Afife Jale’yi bahçeye kaçırarak polisin elinden son anda kurtardı. Ancak polisin bu baskınları son bulmak bilmedi. Yine bir gün, sahnede rolünü sahnelerken tekrar baskına uğradı ve bir kez daha zorlukla kurtarıldı. Bu kez de makine odasında saklandı. Ardından İçişleri Bakanlığı devreye girdi ve Müslüman Türk Kadınına yönelik bir yasak çıkarıldı. Bu yasağa göre kadınların sahnede rol alması engellendi. Afife Jale bu yasağa boyun eğmese de sonraki polis baskınlarında yakalandı ve tutuklandı. Usta oyuncu, bu olumsuz durum karşısında gittikçe yalnızlaştı. Maddi ve manevi bunalımlara girdi.

Cumhuriyet’in ilan edilmesine kadar sanatını icra edemeyen Afife Jale, nihayet 1923 yılında kalkan yasakla sanatını özgürce icra etme fırsatını buldu. Turnelere çıkmaya başladı, birçok tiyatro sahnesinde rol aldı. Fakat yaşadığı zorlu günler onda büyük bir yıpranmaya neden oldu. Vücundaki ağrılar iyiden iyiye arttı. Bunun üzerine morfin bağımlısı haline geldi. Bu sebeple sanatını icra etmekte zorlanmaya başladı. Genç yaşta Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırılsa da, 39 yaşındayken yaşama veda etti.

Hayatını sanatına adayan, sanatı için zorluk üstüne zorluk yaşayan sanatçı, ölümünden sonra da unutulmadı. Türk kadını için en iyi örneklerden biri olan Afife Jale adına her yıl tiyatro ödülleri düzenleniyor.

Sezen Aksu Kimdir?

Türkiye’de popüler müzik denilince akla ilk gelen isim Sezen Aksu olur. Minik serçe lakabıyla bilinen sanatçının yaşamından çeşitli kesitleri bulacağınız yazımıza göz atmaya ne dersiniz?

Sezen Aksu, yaşam macerasına 13 Temmuz 1954 tarihinde başladı. Denizli’nin Sarayköy ilçesinde dünyaya gelen Aksu, gençlik yıllarının büyük bir bölümünü İzmir’de geçirdi.

Sezen Aksu, ilk 45’liğini 1975 yılında çıkardı. Hayatı boyunca yorumladığı şarkıların çoğunu kendisi yazdı ve birçoğunun müziklerini yaptı. Bu sayede kendi hayat felsefesini dinleyici kitlesiyle paylaştı ve geniş kesimlerce saygı duyulan bir sanatçı olmayı başardı. Müziğe duyduğu tutku ve kabullenmeden önce sorgulayan aklı ile dinleyenlerine farkındalık aşılamayı başardı.

Sadece Yorumcu Değil

Sanat hayatı boyunca yorumcu kimliğinin yanı sıra 400’den fazla beste ve sözün sahibi olan Aksu 8 adet 45’lik, 3 adet single ve 27 adet albüme imza attı. 15 farklı albümde de konuk sanatçı olarak yer aldı. 40’a yakın derleme albümde eserlerine yer verilirken, 100’den fazla yorumcu tarafından şarkıları seslendirildi. Sezen Aksu tüm bunlar olurken pek çok genç yorumcuyu destekledi ve onların yapımcılığını üstlendi. 2006’da şarkı sözleri “Eksik Şiir” adlı kitapta toplandı.

Sanat yaşantısı boyunca 20’den fazla ülkede 1500’ün üzerinde konserde yer aldı ve hem yerli hem de yabancı pek çok sanatçı ile ortak müzikal çalışmalar yaptı. Birlikte çalıştığı tüm müzisyenleri etkiledi ve onlardan etkilendi. Fakat Onno Tunç ve Atilla Özdemiroğlu onun kariyerinde her zaman en önemli yeri tuttular.

Barışın ve Umudun Elçisi

2002 yılında, uzun yıllar ses getirecek bir çalışmaya imza attı ve “Türkiye Şarkıları” adını taşıyan bir konser dizisinde yer aldı. Aspendos, Efes ve Brüksel’de konserler düzenleyerek, Türkiye’de konuşulan farklı dillerdeki eserleri seslendirdi. Bu konserlerde etnik müzik grupları ve ünlü sanatçılar kendisine eşlik etti. Balkan müziğinin efsane ismi Goran Bregovic, Yunan müziğinin en önemli isimlerinden Haris Alexiou ve Hollanda Metropol Senfoni Orkestrası bu isimlerden birkaçı olarak tarihe geçti. Ayrıca, İtalyan tenor Alessandro Safina ve Avustralya’lı şarkıcı Holly Valance gibi popüler sanatçılar eserlerini seslendirildi.

Az bilinse de oyunculuk alanında da çeşitli çalışmalar yaptı. Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Minik Serçe” adlı filmde Bulut Aras’la başroldeydi. 1981 yılında Adile Naşit, Şener Şen ve Altan Erbulak ile beraber “Sezen Aksu Aile Gazinosu” adlı müzikalde yer aldı. 1986 yılındaysa “Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra” müzikalinde kendini gösterdi. Zaman zaman TV programlarında yer aldı ve 1990’da, yönetmenliğini Yavuz Özkan’ın yaptığı “Büyük Yalnızlık” filminde Ferhan Şensoy ile oynadı. Usta oyuncu Uğur Yücel ile Bostancı Gösteri Merkezi’nde kabare türünde sahne gösterileri sergiledi.

Karl Marx Kimdir?

Karl Marx, fikirleri ve kurucusu olduğu ideoloji ile dünya tarihinin en etkili insanlarından birisidir. Aklındakileri politika, felsefe ve iktisat ile harmanlayarak yeni bir ideolojinin yaratıcısı olmuş, yeryüzünde hala milyonlarca destekçisi olan bir tarihsel kişidir.

Komünist ideolojinin kurucularından biri olarak kabul edilen Karl Marx, 5 Mayıs 1818’de Almanya’nın Trier kentinde dünyaya geldi. Babası, avukatlıkla uğraşan Hirschel Marx, annesi ise Henrietta Marx idi. Ailesi, Karl henüz küçük bir çocukken Yahudilik inancını bırakıp Protestanlığı seçti. Doğduğu şehirde ilk eğitimini tamamlayan Karl Marx, daha sonra Bonn Üniversitesi’nde hukuk okudu. Üniversite yıllarında felsefeye de ilgi duymaya başladı. Hatta bu ilgisi, onun hukukçuluğunu kötü anlamda etkiledi. Üniversitenin ardından beş sene boyunca, aydınların metropolü olarak bilinen Berlin’de yaşadı.

Berlin’de geçirdiği yılların ardından, Bonn’da Rheinische Zeitung adındaki gazetenin editörlüğünü üstlendi. Daha sonraysa, politik açıdan daha radikal bir gazete olan Franco-German Annals‘ı çıkarabilmek için 1843’te Paris’e yerleşti. Paris’e gitmeden hemen önce Jenny Von Westphalen’la evlendi ve bir yıl sonra yaşam boyu hem arkadaşı hem ortağı olacak Fredrick Engels’le tanıştı. Engels de Marx gibi, çalışmalarını sanayi işçileri hakkında yürütmekteydi. Bu sırada Marx kendini, politik iktisat ve Fransız Devrimi ile ilgili çalışmalarına adadı. Bu çalışmaları, çıkardığı gazetenin çizgisini de belirledi. Artık Marx, işçi sınıfının toplumu özgürlüğe kavuşturacak güç olduğuna inanıyordu ve düşünsel gelişimi bu yönde gelişti. Marx’ın çıkardığı gazete ve ona yakın gazeteler Almanya’da derhal yasaklandı. 1844’te Ekonomi ve Felsefe Yazmaları’nı yayımladı. Burada düşüncelerine dair açıklamaları yazdı ve gerekçeleri ile açıkladı.

Düşünceleri Yüzünden Hayatı Sürgünlerde Geçti

1845’te, düşüncelerinin düzen için tehdit oluşturduğu anlaşıldı ve Paris’ten atılarak Brüksel’e yerleşti. Brüksel’deyken 1847 yılında, Proudhon’un eserinin eleştirisini yaptığı Yoksulluk Felsefesi kitabını yayınladı. Aynı yıl, 1847’de, Engels’le birlikte Komünist Manifesto’yu hazırladılar ve bu manifesto 1848’de Londra’da Komünist Parti Manifestosu olarak kabul edildi. Manifesto, kısa süre içinde işçi sendikaları tarafından benimsendi.

Artık tüm Avrupa’da tanınan bir düşünür haline geldi ve onun bu kadar tanınıp okunması iktidar sahiplerini rahatsız etti. Belçika’dan da sürüldü, bunun üzerine yazılı çalışmalarını bir süre erteleyerek yükselen işçi hareketlerine destek vermek için gizlice Fransa’ya gitti. Fransa’da bir süre kaldıktan sonra Almanya’nın Cologne kentine geçerek Engels’le birlikte bir gazete çıkarmaya başladı. Geçici bir süre esen basın özgürlüğü rüzgarından faydalanmayı başardılar ve çok okunan bir gazete olmayı başardılar. Bir sene sonra, hayatının geri kalanını geçireceği Londra’ya gitti. Gazeteyi çıkarmaya bir süre daha devam etti. Diğer yandan da, Avrupa politikası editörü olarak New York Tribune gazetesinde düzenli olarak yazdı. Amerika’daki sivil savaşa dek yazılarını sürdürdü.

2 Aralık Darbesi’nin ardından Louise Bonaparte’ın 18. Brumaire’ini yazdı. 1859’da politik iktisat alanındaki çalışmalarının sonuçlarını almaya başladı ve Ekonomi Politikası Eleştirilerine Bir Katkı’yı yazdı. Bu çalışmasıyla yeni bakış açılarına yelken açtı ve kendisini takip edenlere yeni ufuklar sundu. 1867 yılında Kapital’i kaleme almaya başladı.

En Büyük Eseri: Kapital

Günümüzde bile, sosyalizme yönelik çalışmaların kaynağı olma özelliği taşıyan Kapital adlı eseri ile işçi sınıfı mücadelesini bilimsel bulgularla açıkladı. Kapital’de, bugün bile tartışma konusu olan kadın ve çocuk emeği ile ilgili bölümlerin yanı sıra fazla mesai gibi kavramlar da bilimsel açıdan incelendi.

1871 senesinden sonra hayatı sürgünlerde geçen Marx’ın sağlığı kötüye gitmeye başladı. Son çalışmalarına ortağı Engels devam ederek bir kısmını onun adına tamamladı. Marx’ın ailesi de hayatını zorluk içinde geçirdi. Zaman zaman kiralarını bile zor ödediler. Karl Marx’ın altı çocuğu vardı. Eşi ve kızları Eleanor da son döneminde Karl’a çalışmalarında yardım ettiler. Bir süre sonra Eleanor, öğretmen olarak evden ayrıldı ve çalışmaya gitti. Ancak babasının sağlık durumunun iyice kötüye gitmesiyle yeniden döndü. Karl Marx, 14 Mart 1883‘de Londra’da öldü.

Albert Einstein Kimdir?

Dünya bilim tarihinden bahsedildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri Albert Einstein. Tarihin en zeki insanlarından biri olarak da bilinen Einstein’in farklı ve etkileyici yaşam öyküsünü derledik.

Albert Einstein, 14 Mart 1879 yılında Almanya’nın Württemberg kentinde doğdu. Çok geçmeden, 1880 yılı yazında ailesi Münih’e taşındı ve babası Hermann ile abisi Yakob Einstein&Cie adında bir elektrik mühendisliği şirketi kurdular. Einstein’in konuşması biraz geç oldu. Onun dışında normal bir çocukluk geçirdi. 1884 yılında eğitim amaçlı özel dersler aldı. 1885 yılında da keman derslerine devam etti. Aynı yıl, Yahudi bir aileden gelmesine rağmen Katolik Okulu’nda eğitimine başladı.

Albert Einstein Her Zaman Farklı Bir Öğrenci Oldu

Albert Einstein, okuldaki aşırı disiplinden ve ezberci anlayıştan rahatsız oldu. Buna rağmen okul notları üst sevideydi. Birinci sınıfı atladı ve çoğu dönemde sınıfında birinci olmayı başardı. 1888’de okul değiştirdi ve yine Münih’te bulunan Luitpold Gymnasium’a geçerek eğitimine devam etti. Fakat buradaki eğitim hayatından da hoşlanmadı. 1894 yılında babası iflas etti. Münih’ten ayrıldılar ve İtalya’ya yerleştiler. Bugünkü adı “ETH Zürich” olan İsviçre Federal Politeknik Üniversitesi’ne gitmek için başvurdu. Fakat giriş sınavında başarısız oldu ve eğitimine İsviçre’de Aarau’da devam etti. Babasının isteği elektrik mühendisi olması yönündeydi ancak Albert bunu başaramayacağını anladı. İki yıl sonra 1896’da, yeniden Politeknik Üniversitesi’ne başvurdu ve matematik – fizik öğretmenliği için kabul edildi. Maxwell’in Elektromanyetik Teorisi üzerinde çalışmalar yürüttü. Okuldaki tek kadın öğrenci olan Mileva Maric ile tanışıp ondan hoşlandı. Mileva ile evlenmek istedi fakat ailesi Mileva’nın yaşnın büyük olması nedeniyle buna karşı çıktı. Mileva’nın evlilik dışı hamile kalmasıyla bir kız çocukları oldu fakat bu çocuğu evlatlık olarak vermek zorunda kaldılar.

Aşkında Israr Etti

21 Şubat 1901’de İsviçre vatandaşlığına yaptığı başvuru kabul edildi ve kabul edildi. Öğretmenlik için başvurduğu yerler, yaşının çok çok genç olması nedeniyle olumlu cevap vermedi. Geçimini özel derslerden sağlamak zorundaydı ve İsviçre’nin başkenti Bern’e taşındı. Burada “Akademie Olypia”ya katıldı ve birçok bilim adamıyla tanışma fırsatı buldu. Ardından teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisi’ne yaptığı iş başvurusu kabul edildi. Einstein’in buradaki görevi, mucitlerin patent alabilmesi için yaptıkları aletleri incelemekti.

Cihazların farklılıklarını ve zayıf yönlerini tespit ederek, nasıl düzeltebileceğine dair raporlar hazırlıyordu. 6 Ocak 1903 tarihinde ailesinin karşı çıkmasına rağmen okul yıllarında tanıştığı Mileva Maric ile evlendi. Bir matematikçi olan Milena Maric ile birçok ortak noktaya sahipti ve bu onu mutlu etmeye yetiyordu. 1904 yılında ilk oğlu Hans Albert, 1910 yılında da ikinci oğlu Eduard dünyaya geldi.

İsviçre Patent Ofisi’deki işinde ilerlemeye başladı. Makina Teknolojisi alanında uzman konumuna geldi. Bir yandan da Max Planck’ın kuantum teorisi üzerine çalışmalar yapmaya devam etti. 1905 yılında Zürich Üniversitesi’de doktora tezini tamamladı ve doktor ünvanını aldı.

Tüm Baskılara Karşı Bilimi Savundu

1933 yılında Almanya’da Nazi Partisi’nin iktidara gelmesiyle bilim alanında baskılar iyice arttı. Kısıtlayıcı yasalar yüzünden çalışmalarına izin verilmeyen 40 bilim adamı adına Mustafa Kemal Atatürk’e bir mektup yazdı ve onların Türkiye’de çalışmalarına devam etmelerini istedi. Atatürk bu isteği kabul ederek İstanbul Üniversitesi’nde Alman bilim insanlarına çalışma imkanı tanıdı. Aynı dönem Einstein’a İsrail Başbakanı olması için teklif sunuldu fakat Albert Einstein tarafından geri çevrildi.

Dr. Chaim Weizmann ile Jerusalem Musevi Üniversitesi’nin kurulmasına öncülük etti. 1945 yılında ABD Başkanı Roosvelt’le mektuplaşmaları sırasında nükleer silahların yapımının mümkün oluşundan söz etti. ABD tarafından 2. Dünya Savaşı’nda kullanılan nükleer silahların oluşumuna ve kullanılmasına neden olduğunu düşündüğü için bu mektuplaşmalar Einstein’i derin üzüntüye boğdu. Bu konu her açıldığında pişmanlığını dile getirdi. Hayatının geri kalanında da nükleer silahlara karşı duran bir tutum izledi.

Müthiş Zekasının Sırrı

18 Nisan 1955 yılında 76 yaşındayken geçirdiği iç kanama sonucu hayatını kaybetti. “Generalized Theory of Gravitation” adlı çalışmasını tamamlayamadı. Ölümünden sonra otopsisi yapıldı ve Einstein’in beyninde bir anormallik tespit edildi. Einstein’in beynindeki Paryetal lobun, normal insanlarınkinden %15 daha büyük olduğu belirtildi. İnsan beyninin bu bölgesi matematik ve görsel yetenekle ilgili becerilerinin geliştiği bölge idi ve bu bölgedeki farklılık, Einstein’in farkını ortay koyuyordu. Ayrıca Einstein’nın beyninin normal insanlardan %73 daha kıvrımlı olduğu da otopsi sonuçlarında yer aldı.

Marie Curie Kimdir?

Ünlü bilim insanı Marie Curie ve ilginç yaşam öyküsüne göz atmak istemez misiniz? Curie’nin hayatındaki az bilinen gerçekleri, bilimsel çalışmalarını bu yazıda bulabileceksiniz.

Marie Curie Hayatı

Marie Curie, 1867 yılında Varşova’da doğdu. Öncü bir kimyager ve fizikçi olarak önemli çalışmalarda yer aldı. Avrupa’da fizik alanında doktora derecesi alan ilk kadın oldu ve radyoaktivite üzerine yaptığı araştırmalarla Nobel ödülünü kazanan ilk kadın olarak tarihe geçti.

Asıl ismi Maria Salomea Sklodowska olan Maria Curie’nin babası bir fizik öğretmeniydi. Annesi ise bir yurtta müdürlük yapmaktaydı. Genç yaşlarda bir ablasını ve annesini kaybetti. O dönem Rus Çarlığı tarafından yönetilen Varşova’da kadınların akademik eğitim almaları yasaktı ve önce ablası Fransa’da tıp eğitimi almaya gitti. Birkaç sene sonra Marie, ablasının yanına Paris’e gitti. Fransa’da bir süre eğitim aldı ve üstün başarı göstererek Fizik ve Matematik diploması aldı.

Evliliği ve Hızla Devam Eden Çalışmaları

1894 yılında fizikle uğraşan Pierre Curie ile tanıştı ve ortak çalışmalar yürütmeye başladılar. 35 yaşındaki Pierre Curie, o dönemde Endüstriyel Fizik ve Kimya Okulu laboratuvarının başkanlığı görevini sürdürmekteydi. 1895 yılında evlendiler ve o günden sonra Marie Curie adını kullanmaya başladı.

1896 yılında öğretmenlik diplomasını aldı, aynı dönemde radyoaktivite üzerine çalışmalar yaptı. 1897’de kızı Irene’nin dünyaya gelmesi süresince ara verdiği çalışmalarına 1898’de devam etti ve Toryum’un radyoaktif ışınlar yaydığını fark etti. Bunun üstüne eşi Pierre de Marie’nin çalışmalarına katkı vermeye başladı. 1898 yılında Polonyum elementini buldular, elementin adını Marie’nin ülkesinin isminden esinlenerek koydular. 1904 yılında Marie’nin doktorası bitti ve bu çalışmalarından dolayı Nobel Fizik Ödülü’nü almaya hak kazandı.

Marie Curie Buluşları

1904 yılının sonlarında Pierre ünlü Sorbonne Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Marie de Sevr’de bir kız okulunda fizik öğretmeni olarak çalışmaya devam etti. Bu dönemde ikinci kızları Eve dünyaya geldi. Ancak 1906 yılında kocası talihsiz bir kazada öldü ve Marie kocasının yerine Sorbonne’da ders vermeye başladı. 1908’de profesör oldu. 1911 yılında bir Nobel ödülü daha alarak o döneme kadar iki kez Nobel alan tek bilim insanı olmayı başardı.

Eşinin ölümünün ardından özel hayatında çalkantılı bir dönem açıldı. Eşinin yakın arkadaşı olan Paul Langevin ile aşk yaşadığı yönünde dedikodular çıktı. Evli olan Langevin ve Marie bu dedikoduları reddetse de bir süre gündemi meşgul etti. Tamamı erkeklerden oluşan Fransız Bilim Akademisi’ne üyeliği kabul edilmedi ve bu da bir süre gündem oldu. Tüm bunlar üst üste gelince Marie’nin psikolojisi bozuldu ve depresyona girdi.

Buna rağmen savaş yıllarında röntgen cihazını icat etti ve cephe gerisindeki hemşire kadınlara cihazın nasıl kullanıldığını öğretti. Kızı Irene ile bu çalışmaları yürüten Marie, yüksek oranda radyasyona maruz kaldı.

Charlie Chaplin Kimdir?

Sinema dünyasının gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden Charlie Chaplin’in yaşam öyküsünü okuyacağınız bu yazıda, sanatçının hayatındaki dönüm noktalarına değineceğiz. Charlie Chaplin hakkında merak edilenleri anlatmaya çalışacağız.

Charlie Chaplin 16 Nisan1889‘da Londra‘da doğdu. Annesi Hannah ve babası Charles müzikhollerde oyunculuk yapan kişilerdi. Charlie de bu nedenle doğar doğmaz kendini sahne ortamında buldu. Annesi ve babasıyla birlikte oynaması için uzun zaman geçmedi ve henüz 5 yaşındayken annesinin yanında küçük roller almaya başladı. Annesi ve babasının boşanması zerine büyük kardeşi Lambert ile birlikte annesinin yanında kalmaya başladı ve ilk ciddi rolünü de bu dönemde “Eight Lancashire Lads” adlı oyunda aldı.

Charlie Chaplin Hayatı

1901 yılında, ilişkisinin kısıtlı olduğu ve alkol problemi olan babasını kaybetti. Hemen ardından annesinin şizofrenisi arttı ve akıl hastanesine yatırıldı. Bunun üzerine çocukluğunun geri kalanını yetimhanede geçiren Charlie, Londra Hipodromu’nda sahnelenen bir oyunda küçük bir rolde düzenli görev almaya başladı. Bir süre sonra 1906’da, ünlü Sherlock Holmes oyununda gazeteci çocuk rolünde oynadı. 1908 yılında Fred Karno’nun ekibine girdi ve bu ekiple çeşitli oyunlarda yer aldı. 1910 yılında Karno Topluluğu ile Amerika turnesine çıktılar.

Amerika Yılları

Amerika’daki gösterilerde yeteneği keşfedildi. Keystone Film Şirketi‘nde yapımcı olan Mack Sennett, Charlie’ye “Making A Living” adlı komedide rol alması için teklif getirdi. Aynı yıl, “Kid Auto Races at Venice” adlı filmde de rol aldı. Bol pantolonu, melon şapkası, büyük ayakkabıları ve bastonuyla meşhur  “Şarlo” tiplemesi ortaya çıktı. Bu yıllarda 40’a yakın kısa film çekti ve çekilen bu sessiz filmlerle hareket komedisinin önemli temsilcilerinden biri haline geldi.

Mack Sennett’ın yardımıyla girdiği Keystone Film Şirketi’ndeki ücreti haftalık 150 dolardı ve bu ücret, filmlerinin başarısına oranla devede kulak kalıyordu. Keystone’dan ayrılarak Essanay Şirketi‘ne geçti. Ertesi yıl daha yüksek bir ücretle Mutual Film Şirketi ile 12 film için anlaşma imzaladı. Bu filmlerden bazıları “The Floorwalker“, “The Fireman“, “The Vagabond“, “One A.M.“ gibi filmlerdi. 1917 yılına geldiğinde kendi şirketini kurup bağımsız filmler yapmayı hayal etmeye başladı. Hollywood‘da La Brea Avanue isimli bölgede şirketini kurmak için arazi almayı düşündü ve 1918 yılı başlarında bölgedeki bir sirk ile anlaşarak ilk adımı attı. Yapımcılığını üstlendiği ilk film olan “A Dog’s Life“ı çekti. Ardından “The Bond” ve “Shoulder Arms” adlı savaş komedilerini ortaya çıkardı ve gerçek olaylarla dalga geçen bu filmler Chaplin’in popülaritesini iyiden iyiye arttırdı.

Modern Zamanlar ve Büyük Diktatör

1921 yılında Londra, Berlin ve Paris’i içine alan bir Avrupa turu yaptı, yeniden Amerika’ya döndü. Döneminin ilk sesli filmleri olarak bilinen ve hala birer başyapıt olarak hafızalarda yer tutan Modern Zamanlar(1936) ve Great Dictator (1940)’ü çekti. Ancak filmlerinde verdiği sosyal ve politik mesajlar nedeniyle zor günler yaşadı. Gold Rush filminde komünizm propagandası yapmakla suçlandı, Amerikan vatandaşı olmayı reddetmesiyle üzerinde baskı hissetti. İsviçre’ye yerleşmeye karar verdi.

İsviçre’deyken 1947‘de “Monseiur Verdoux” ve 1952‘de “Limelight” adlı filmleri çekti. Hemen ardından Amerika’yı ve yaşam tarzını eleştirdiği “A King in New York” adlı filmi çekti ve bu film dünya çapında ses getirdi. 1966 yılında ise başrollerinde ünlü oyuncular Marlon Brando ve Sophia Loren‘nin oynadığı, Chaplin’in kendisinin de hem oynayıp hem yönettiği “A Countess From Hong Kong“ adlı filmi çekti.

Hayatının son döneminde birkaç kitap yazdı, bunlardan bir tanesi de otobiyografisi idi. Bir yandan da keman ve çello çaldı ve filmlerindeki bazı şarkıların kompozitörlüğünü üstlendi.

25 Aralık 1977 yılında uykusundayken son nefesini verdi. Ölümünden kısa bir süre sonra cenazesi çalındı ve ailesinden fidye istendi. Ancak daha sonradan cenazeyi çalanlar yakandı ve Chaplin’in bedeni yerine yerleştirildi.

Ödülleri

Chaplin hayatı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. 1929 yılında ilk kez düzenlenen Oscar Ödülleri’nde iki ayrı dalda ödüle aday olsa da ona özel tek bir ödülle yetindi. 1972 yılında ise ikinci kez aldığı Onur Ödülü aldı. Bunların dışında “Monseiur Verdoux”, “City Lights” ve “Limelight” ile başka Oscar Ödülleri de aldı.

Ferhan Şensoy Kimdir?

Tiyatronun efsane isimlerinden Ferhan Şensoy, yakından tanımak istemez misiniz? Deneyimli sanatçı nerede doğdu, tiyatroyla nasıl tanıştı, özel yaşantısının bilinmeyenleri ve daha pek çok şey yazımızda.

Ferhan Şensoy Hayatı 

İlkokul öğretmeni anne ile ticaretle uğraşan ve bir dönem belediye başkanlığı görevini yürütmüş babanın bebeği olarak 1951 yılında dünyaya geldi. İlkokula da doğduğu yer olan Samsun’un Çarşamba ilçesinde başladı. Henüz lise yıllarındayken gönderdiği şiirleri ve öyküleri çeşitli dergilerde yer bulmayı başardı. Bir bölümünü Galatasaray Lisesi’nde geçirse de liseyi Çarşamba’da tamamladı.

1971 yılında ilk profesyonel oyunculuk deneyimini yaşadı. Bir sene sonra tiyatro eğitimlerine yurtdışında devam etmeye karar verdi. Fransa ve Kanada’da bu amaçla bulundu. 1972-1975 yılları arasındaki bu süreçte Jerome Savary ve Andre-Louis Perinetti gibi isimlerle çalıştı. Montreal’de oynanan “Ce Fou De Gogol” adlı oyunu, 1975 yılında ona “En İyi Yabancı Yazar” ödülünü getirdi. Aynı yıl Türkiye’ye döndü.

Sanatla Geçen Yaşam

1976’da ilk televizyon skeçlerini yazdı, bu skeçlerdeki rollerle ilk kez televizyonda göründü. Bu skeçler, günümüzdeki stand-up gösterilerinin temeli sayıldı. 1978 yılında kaleme aldığı TV dizisi “Bizim Sınıf”, 2 bölüm yayınlandı. Ardından kaldırıldı. Kaldırılma gerekçesi olarak öğretmenlik mesleğini aşağılaması gösterildi. Hatta bu dönemde, oyuncu olarak yer aldığı tüm yapımlar yayından kaldırıldı. 1979 yılındaysa “Sizin Dershane” dizisini hazırladı. 1977 yılında ilk kitabını yayımladı, ilk filmini çekti. 1980 yılında Orta oyuncuları kurdu. Bu grubun içinden zaman içerisinde “Nöbetçi Oyuncular” adlı bir gençlik grubu çıkardı ve bu sayede yeni tiyatro sanatçılarının yetiştirilmesine katkıda sağladı. Şensoy, 1989 yılında Münir Özkul’dan Kel Hasan’ın meşhur kavuğunu devraldı. Aynı yıl, Taksim’deki tarihi SES tiyatrosunun onarılarak yeniden kullanıma açılmasını sağladı. Onarım işlemleri bittikten sonra Ortaoyuncular ekibini buraya taşıdı. 1990 yılında çekilen Büyük Yalnızlık filminde Sezen Aksu ile birlikte rol aldı.

Ferhan Şensoy’un 1987’de yazıp yönettiği Muzır Müzikal adlı müzikal, muhafazakâr kesimin tepkisini çekse de oyun oynamaya devam etti. 7 Şubat 1987 günü oyunun 77. Gösterisinin ardından sahnelendiği Şan Tiyatrosu’nda şüpheli bir biçimde yangın çıktı. Tüm bu süreç sonunda Şensoy’a 21 gün hapis cezası verildi. Aynı yıl Ferhangi Şeyler oyununu çıkardı ve bu oyunla büyük ses getirdi.

Ferhan Şensoy sadece tiyatro olanında değil sinemada da üretim yapan bir sanatçı oldu. 1979 yılından 2013’e kadar 9 adet filmde oynadı veya yönetti.

Tüm bunlar yaşanırken, 1980 senesinde oyuncu Derya Baykal ile dünya evine girdiler ve 24 sene evli kaldılar. Bu evlilikten iki kız çocuk sahibi oldu. 1989’da doğan kızına Müjgân Ferhan, 1990’da doğan küçük kızına ise Neriman Derya adını verdiler. Derya Baykal ile 2004 yılında boşandılar.

Kurt Cobain Kimdir?

Müziğin en büyük temsilcilerinden, Nirvana’nın solisti Kurt Cobain’in yaşam öyküsünü merak etmiyor musunuz? Cobain nerede doğdu, müziğe nasıl başladı? Kaç yaşında ve nasıl intihar etti? Efsane grup Nirvana’nın kurucularından olan vokalist ve gitarist Kurt Cobain hakkında öğrenmek istediğiniz her şey ve daha fazlası yazımızda.

Kurt Cobain Hayatı

Kurt Donald Cobain, 20 Şubat 1967’de Washington’a bağlı Aberdeen’de dünyaya geldi. Küçük yaştayken annesiyle babasının boşanması, onda sosyal bozukluklara sebep oldu. Gençlik yıllarında müziğe ilgi duyduğunu fark etti. Dönemin ünlü gruplarından Sex Pistols ve The Melvins gibi grupları dinledi. Lise eğitiminin ardından arkadaşı Kirst Novoselic ile birlikte müzik tarihine geçecek Nirvana grubunu kurdu. Nirvana’ya daha sonradan Chad Channing de dâhil oldu. Grunge müzik tarzının en önemli temsilcisi olmaya başladılar. 1989 yılında Bleach isimli ilk albümlerini çıkardılar. Bu albümün ardından grubun davulcusu değişti ve yeni davulcu Dave Grohl oldu.

Nirvana Yükseliyor

Nirvana asıl çıkışını 1991 yılındaki ikinci albümüyle yaptı. Nevermind adıyla çıkan albümdeki “Smells Like Teen Spirirt” şarkısı büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. Albüm 10 milyon kopya satmayı başardı.

Grup için her şey yolunda gidiyordu. Ancak, Nirvana’nın tanınırlığının artması sonucu Cobain’in üzerindeki baskı da artmaya başladı. İş yoğunluğunun artması ve diğer sebepler, Cobain’i fazlasıyla yıpratıyordu. O da bundan kaçmak için kendince çözümler üretmeye çalıştı. Bu dönemde uyuşturucuya başladı.

1992 yılının başlarında, kendisi gibi Rock müziğin içinde yer alan Courtney Love ile evlendi. 8 Ağustos 1992’de Francis Bean adını verdikleri kızları dünyaya geldi. Bu dönemde uyuşturucu ile arasına mesafe koydu ve bir süre tedavi gördü. Ancak tedavi karşılık vermedi ve bir süre sonra yeniden eroine başladı. Aynı yılın son bölümünde grup, yeni bir albüm daha çıkardı. Incesticide ismiyle çıkan albümün en dikkat çeken şarkısı “Sliver” oldu.

Cobain’in Büyük Bunalımı

21 Eylül 1993’te Nirvana’nın popüler kültüre karşı bir isyanı olma özelliği taşıyan son albümü çıktı. In Utero albümüyle birlikte, Avrupa turnesine çıktılar. Ancak, Cobain’in gittikçe artan solunum problemleri nedeniyle turne tamamlanamadı.

4 Mart 1994 tarihinde, İtalya’da olduğu sırada, kaldığı otelin odasında çok sayıda ağrı kesici ve alkolü aynı anda alması nedeniyle komaya girmiş halde bulundu. Hemen hastaneye kaldırıldı ve uzun çabalar sonrasında yaşatıldı. Fakat bu olaydan 1 ay sonra, Seattle’da tüfekle intihar ederek yaşamına son verdi. İntiharından kısa bir süre önce, sevdiklerine, eski eşine ve kızına bir mektup bırakmıştı.

Nikola Tesla Kimdir?

Tarihe geçen icatlarıyla Nikola Tesla, en fazla merak edilen bilim insanlarından biri durumunda. Dünya bilim tarihini değiştiren buluşları nedeniyle saygı ile anılan Nikola Tesla kimdir? Nerede doğmuştur, ne zaman ölmüştür? Hayatı nasıl geçmiştir? Hangi icatlara imza atmıştır?

Nikola Tesla 10 Temmuz 1856 tarihinde dünyaya geldi. Bugün Sırbistan sınırları içinde kalan Similjan kasabasında doğan Tesla’nın babası bir din adamıydı. 5 çocuklu, geniş bir ailede büyüdü, ağabeyini küçük yaşta kaybetti. Bu, Nikola’yı derinden etkiledi.

Nikola Tesla Hayatı

Babası, Nikola’nın da kendisi gibi din adamı olmasını istedi. Fakat Nikola babası gibi düşünmüyordu ve matematik, fizik gibi alanlarda kendisini geliştirmeye çalıştı. Bu süreçte en büyük destekçisi annesiydi. Matematik ve fizik alanındaki çalışmalarını ilerletti ve Prag Politeknik Üniversitesi’nin Graz’daki kampüsünde okuma hakkı elde etti. Daha sonradan Prag Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Aynı dönemde yabancı dilini geliştirdi ve diğer dillerdeki teknik kitapları okuma şansı yakaladı. Anadili olan Sırpça ve ailesinden öğrendiği Almancaya ek olarak İngilizce, Fransızca ve İtalyanca öğrendi.

Fakat onun adına işler yolunda gitmedi. Kişisel takıntıları, sosyalleşme sorunları ve abisini genç yaşta kaybetmiş olmasının verdiği psikolojik hasarlar nedeniyle üçüncü sınıfın ilk döneminde okulu bıraktı. 1878’in ilk döneminden sonra okula devam etmedi, bu sırada ailesi ile olan ilişkisini de kesti. Otomobillerin elektrik aksamları üzerine çalışan bir firmada işe başladı. Ancak içinde bulunduğu ağır depresyon, bu işte sürekli olmasını da engelledi. Daha sonra bir kez daha okula geri dönme girişiminde bulundu ama bu kez de babasının ölümüyle sarsıldı ve okulu tekrar bıraktı.

Paris’teki bir telefon şirketinde çalışmaya başladı. Burada doğru akım motorları ve dinamolar hakkında önemli tecrübeler edindi ve bu dönemde makine korumaları için çalışmalar yaptı.

Amerika Yılları ve Edison

Paris’te geçirdiği süre, Tesla’nın mucit yanının ortaya çıkmasına katkı sağladı. Alternatif akım ve doğru akım üzerine tezler geliştirdi. Fakat o dönem Avrupa’sında aklından geçenleri gerçekleştirmesi hiç de kolay değildi. Paris’teki patronunun referans oldu ve Amerika’da bir şirketle görüşmeye gitti. Jeneratör, transformatör, üç fazlı sistemler üzerine hesaplamalar ve çizimler yapmayı sürdürürken, Paris’ten getirdiği referans mektubu sayesinde A.K. Brown firmasının sahipleri ile tanıştı. Bu, Edison’un şirketiydi.

Ampulün mucidi olarak bilinen Edison’un yanında çalışmaya başladı. Mucit kimliğinden çok iyi bir girişimci olma özelliklerine sahip Edison, Tesla’yı düşük ücretlerle şirketinde çalıştırmayı sürdürdü. Tesla, çalıştığı süre boyunca akım fazlarıyla ilgili proje ve fikirlerini Edison’a anlatsa da, Edison bu fikirlere ilgisiz davrandı. Tesla daha fazla dayanamadı ve işten ayrıldı.

Sonunda Tesla’nın Şansı Dönüyor

İşten ayrılmasından sonra bir süre, kablo döşemesi için çukur kazan bir şirkette çalıştı. Çok geçmeden, kimi yatırımcılardan küçük işler almaya başladı. Bir yatırımcı için ürettiği ark lambasından gelen gelirle Tesla Elektrik Işık Şirketi’ni  (Tesla Electric Light Company) kurdu. Bu, Tesla adına önemli bir adımdı. Kurduğu şirketi sayesinde yatırımcılara daha kolay ulaşabilecekti. Bir süre, AC yani alternatif akımla çalışan motor fikrini yatırımcılara kabul ettirmeye uğraştı. Konunun önemini fark eden ve Avrupa’daki çalışmaları da takip eden bir endüstri girişimcisi George Westinghouse, Tesla’ya ulaştı ve onun laboratuvarını ziyaret etti. Tesla’nın çalışmalarından fazlasıyla etkilenen Westinghouse,  AC patentleri için 60 bin dolar teklif etti. Bununla kalmayıp kendisine danışmanlık etmesini istedi ve bunun için de ayrı bir ücret vermeyi önerdi. Tesla bu teklifleri kabul etti ve biraz para biriktirdikten sonra hemen laboratuvarını geliştirip büyüttü.

AC’nin hızlı yükselişini gören Edison, Tesla’yı ve onun fikirlerini elinden kaçırdığı için çok kızgındı. Üstelik Westinghouse ve Tesla’nın, kendi ampullerine ve elektrik hatlarına rakip olmasından endişe ediyordu. Bunun üzerine, Edison tarafından eşi görülmemiş bir karalama kampanyası başlatıldı. Bulunduğu her tür platformda, katıldığı tüm toplantılarda Westinghouse’un desteklediği AC şebekesinin son derece tehlikeli olduğunu söyledi. AC’nin tehlikelerine ilişkin halkı korkutacak broşürler dağıttırdı, bunlarla yetinmedi ve AC’nin yükselişini gördükçe daha da ilginç yöntemlere girişti. AC’yi karalamak adına sokaklarda AC akım devreleriyle yapılan ve hayvanlara işkence edilen gösteriler düzenledi, cezaevleriyle görüşerek ölüm cezasına çarptırılan mahkûmların infazında kullanılan elektrikli sandalyelerin AC ile çalıştırılmasını rica etti. Tüm bunları filme alarak AC karşıtı kampanyasında kullandı.

Fakat bu girişimler sonuçsuz kaldı. Edison’un karalama kampanyası boşa düştü. Hatta Edison’un şirketinin de girdiği büyük bir ihaleyi Tesla’nın danışmanlığını üstlendiği Westinghouse kazandı ve büyük bir gelir elde ettiler. Buradan elde edilen gelirle dünya üzerindeki ilk hidroelektrik santralin ihalesine girdiler ve kazandılar. Tesla’nın ve Westinghouse’un bu kesin galibiyeti üzerine en büyük enerji şirketleri de AC’den yana taraf oldular.

Nikola Tesla İcatları

Tesla’nın en büyük hayali bedava elektriğin üretilebilimesiydi. Bu sayede tüm insanlık, herhangi bir bedel ödemeksizin enerjiden faydalanabilecekti. Bunun için internetin atası olarak tarif edilebilecek bir sistem geliştirdi. Kablosuz elektrik projesinin tek bir problemi vardı, sponsor bulmak. Yatırımcılar için karlı bir proje olmadığından kimse buna girişmedi. Kendi imkânları ile çalışmayı devam ettirmeye çalışan Tesla, bu mali yükle başa çıkamadı ve iflasın eşiğine geldi.

Tesla’nın bir diğer çalışması da uzaktan kumandalı araçlar üzerineydi. Uzaktan kumandayı bir araç üzerinde uygulayan ilk kişi olan Tesla, 1 metrelik bir tekneyi bu şekilde yüzdürmeyi başardı. Bunun haricinde uzaya ses dalgası göndermeyi başaran ilk kişi oldu. Kozmik radyo dalgalarını buldu ve 1917’de cisimlerin üzerine bu dalgaları göndererek bir floresan ekran üzerinde toplamayı başardı.

7 Ocak 1943’te, New York’taki otel odasında 86 yaşındayken yaşamını yitirdi ve kendisine hem ABD hem de Sırp geleneklerine göre iki farklı cenaze töreni düzenlendi. Ondan geriye, bugün kullandığımız pek çok teknoloji kaldı.

Leonardo Da Vinci Kimdir?

Dünya tarihinin en ünlü ressamlarından biri olan Leonardo Da Vinci, aynı zamanda filozof ve bilim insanıdır. 1452 yılında, İtalya’da dünyaya gelmiştir. Mimariyle, mühendislikle, müzikle, anatomi ile ve heykelle ilgilenmiştir.

Bir İtalyan kasabası olan Vinci yakınlarında, evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Leonardo, çocukluğunun bir kısmını büyükbabasının evinde geçirdi. Zaman zaman Floransa’da yaşayan babasının yanına giderek onu ziyaret etse de, genellikle aile tarafından kabul görmemiş bir çocuktu. Ailedeki en büyük destekçisi, amcası Francesco idi.

Leonardo Da Vinci Hayatı

14 yaşına geldiğinde büyükannesini ve büyükbabasını arka arkaya kaybeden Leonardo, Floransa’ya taşınmak zorunda kaldı. Babasının ve üvey annesinin evine yerleşen Leonardo, o dönemin yasaları gereği, gayrimeşru bir çocuk olduğu için üniversiteye kabul edilmedi. Küçük yaşlarından çizim yapması ve bu konudaki yeteneği babasının dikkatinden kaçmadı. Leonardo’nun resimlerini dönemin ünlü ressam ve heykeltıraşı Andrea del Verrocchio’ya gösterince, Verrochio Leonardo’yu çırak olarak yanına aldı. Leonardo burada Lorenzo di Credi ve Pietro Perugino gibi ünlü sanatçılarla aynı ortamda çalışma fırsatı buldu. Bu dönemde sadece resim yapmayı değil, lir çalmayı da öğrendi.

Leonardo Da Vinci Eserleri

1482 yılına gelindiğinde Leonardo, Floransa’dan Milano’ya taşındı. Burada Milano Dükü Sforza için çalışmaya başladı. Milano’da resimler ve heykeller yapmanın dışında pek çok görevi yerine getirdi. Festivaller organize etti, silah tasarımı yaptı, bina tasarımlarına katkı yaptı. 1485 – 1490 yıllarında doğa, mekanik ve geometri çalışmalarının yanında uçan makinelerle ilgili araştırmalar yaptı. Kilise, kale ve kanal yapımı gibi mimari yapılar ile ilgilendi, anatomi çalışmalarında yer aldı. Tüm bu alanlarda öğrenciler yetiştirdi. 1499’da Fransızlar Milano’yu hâkimiyeti altına aldı ve Leonardo bu şehirden ayrılarak 16 yıl boyunca İtalya sınırları içinde seyahat etti.

Mona Lisa’nın Yaratıcısı

İnsanlık tarihinin en iyi ve en gizemli resimlerinden birisi kabul edilen Mona Lisa için 1503 yılında çalışmalara başladı. Rönesans’ın etkisiyle yeni sanat akımlarının hızla yükseldiği bu dönemlerde Leonardo da kendi akımını yarattı ve bunu eserlerine taşımayı başardı. Mona Lisa’da 14. Yüzyıl resim tekniğini dışladı ve “atmosferik perspektif” denilen tekniği kullandı. Bu resmi tamamladıktan sonra uzunca bir süre yanından ayırmadı ve tüm seyahatlerinde yanında taşıdı. Ancak 1516 yılında tabloyu Fransa Kralı 1. Francis’e sattı.

1504’te babasının ölüm haberini aldı ve bunun üzerine Floransa’ya döndü. Eski bir noter olan ve varlıklı biri sayılabilecek babasından dolayı ortaya çıkan miras hakkı için kardeşleri ile mücadele etti. Fakat bu çabası sonuçsuz kaldı ve babasının mirasından payına düşeni alamadı. Ancak çok sevdiği amcası Francesco, tüm varlığını ona bıraktı.

Leonardo, 1506 yılında seyahatlerinden birindeyken, bir Lombardiya aristokratının oğlu olan 15 yaşındaki Kont Francesco Melzi’yle tanıştı. Melzi, hayatının geri kalanını Leonardo ile geçirdi. Bunun yanında Leonardo’nun en yakını ve en iyi öğrencisi oldu. Leonardo 1513 – 1516 arasında Roma’da yaşadı ve Papa için çalıştı. Burada, geliştirilen çeşitli projelerde yer aldı. Anatomi ve fizyoloji çalışmalarını sürdürdü fakat Papa tarafından kadavralar üzerinde çalışması yasaklandı.

1516’da Fransa’dan aldığı davet üzerine bu ülkeye yerleşti. Mona Lisa’yı sattığı Fransız Kralı’nın başmühendisi, ressamı ve mimarı oldu. Paris’in güneybatısında, Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında kendisi için hazırlanan konağa yerleşti.

Yaşamının son bölümünü Fransa’da geçiren Leonardo, bu dönemde kısmi felç geçirdi ve sağ kolunu kullanamaz hale geldi. Bunun üzerine bilimsel çalışmalara ağırlık verdi. Öğrencisi ve dostu Melzi, ona bu zor döneminde yardımcı oldu. Takvimler 2 Mayıs 1519’u gösterdiğinde ise hayata gözlerini yuman Leonardo, mirasını Melzi’ye bıraktı. Leonardo da Vinci,  Saint Florentin Kilisesi’nde toprağa verildi.